<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fecir.org</title>
	<atom:link href="http://www.fecir.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fecir.org</link>
	<description>Genç, inancı ve ideali uğrunda fedakarlık yapabilendir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Feb 2012 19:30:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Serhat Akçay: Bir Hayır Toplumu Meydana Getirmek İstiyoruz</title>
		<link>http://www.fecir.org/serhat-akcay-bir-hayir-toplumu-meydana-getirmek-istiyoruz/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/serhat-akcay-bir-hayir-toplumu-meydana-getirmek-istiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 19:43:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demiryol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=559</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Serhat Akçay, kampusumbeyazit.com‘a verdiği bir röportajda önemli değerlendirmelerde bulundu. Anadolu Gençlik Derneği’nin Peygamber Efendimiz (sav)’in “Her kim bir hayra vesile olursa o hayrı işlemiş gibidir.” hadisinden yola çıkarak, toplumuzda bir çok hayra önderlik yapıp bir hayır toplumu meydana getirmek isteyen bir kuruluş olduğunu belirten Akçay, işsizlik probleminin yeni bir boyutu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter  wp-image-562" title="DSC_0091" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/DSC_0091.jpg" alt="" width="605" height="401" /></p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Serhat Akçay, <a href="http://www.kampusumbeyazit.com/" target="_blank">kampusumbeyazit.com</a>‘a verdiği bir röportajda önemli değerlendirmelerde bulundu. Anadolu Gençlik Derneği’nin Peygamber Efendimiz (sav)’in “Her kim bir hayra vesile olursa o hayrı işlemiş gibidir.” hadisinden yola çıkarak, toplumuzda bir çok hayra önderlik yapıp bir hayır toplumu meydana getirmek isteyen bir kuruluş olduğunu belirten Akçay, işsizlik probleminin yeni bir boyutu olarak “diplomalı işsizlik” olgusu hakkında da açıklamalarda bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte o röportajın tamamı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tolga Demiryol: Türkiye’de irili ufaklı yüzlerce vakıf ve dernek var. Ancak onlardan bir tanesi var ki, kolay kolay yeri doldurulamayacak bir dernek: Üniversitelerde de faaliyet yapan Anadolu Gençlik Derneği. Anadolu Gençlik Derneği hangi ihtiyaçtan doğmuştur biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Serhat Akçay: Anadolu Gençlik Derneği Peygamber Efendimiz (sav)’in “Her kim bir hayra vesile olursa o hayrı işlemiş gibidir.” hadisinden yola çıkarak, toplumumuzda bir çok hayra önderlik yapıp bir hayır toplumu meydana getirmek isteyen bir kuruluştur. Çalışmalarımızı özellikle gençlik üzerinde yapmaktayız. Nüfusu 30 yaşın altında  yaklaşık 30 milyon gence sahip Türkiye’mizin aziz milleti ve aziz evlatları üzerinde bir çalışma yapmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Teşkilatlanmanızdan ve faaliyetlerinizden biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: Anadolu Gençlik Derneği Ankara merkezli olmak üzere Türkiye’mizin bütün illerinde şubeleri bulunan, ilçelerde teşkilatları bulunan ve ilçelere bağlı bürolar ve mahalle teşkilatlarını oluşturan Türkiye’nin kılcal damarlarına kadar yayılan dünyanın en büyük gençlik organizasyonudur. Çalışma sahamız olarak gençleri hedeflemekteyiz. Ortaöğretim çalışmalarımızda ilköğretim ve ortaöğretim gençliği, üniversite çalışmalarımızda üniversite gençliği yer almaktadır. Bunun yanında hanım komisyonlarımız ve sanayide çalışan gençlerimize yardımcı olduğumuz çalışan gençlik teşkilatlarımız bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter  wp-image-580" title="13012012773" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/13012012773-1024x679.jpg" alt="" width="585" height="388" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Anadolu Gençlik Derneği “Önce ahlak ve maneviyat!” ilkesini şiar edinmiş bir dernek. Bu sözü biraz açabilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: “Önce ahlak ve maneviyat!” derken, gençlerin yapacakları işleri ne için, kimin yararına, kimin faydasına kullanacağını bilmesi lazım. Gazetelerimizin üçüncü sayfa haberlerinde çok sık şahit olduğumuz bir sürü kötü hadise vardır. Bir doktor kızımız profesör olan annesini öldürebilmekte, bir başka evladımız babasını öldürmektedir. Anne ve babasını öldüren üniversiteli gençlerin yetiştiği bir dönemde ahlak ve maneviyata dayalı bir eğitimin ne kadar elzem ve ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha görmekteyiz. Bizler için Allah ve Peygamberinden sonra en çok seveceğimiz, en çok sayacağımız kişiler anne ve babalarımızdır. Ondan sonra toplumumuz ve memleketimizin insanları olması gerekir. Bize bu duyguyu veren sadece ve sadece ahlaki ve manevi duygulardır. Dolayısıyla gençlerimizi ahlaki ve manevi açıdan donanımlı bir hale getirmeyi bütün insanların hem dünya hem ahiret saadeti için hedeflemek gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Mevcut eğitim ve ekonomi politikalarının bir sonucu olarak artık ülkemizde “diplomalı işsiz”lerden söz edilmektedir. Bu konudaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: Mevcut eğitim ve ekonomi politikalarındaki yanlışlıklar neticesinde ülkemizde bir sürü diplomalı işsizler ortaya çıkmıştır. Halbuki gençlerimiz daha ilkokuldan beri ilkokul öncesinde alacakları eğitimle kendi özel beceri ve yeteneklerine ilgi alanlarına göre yönlendirilmeli ve yapacakları meslekleri severek yapmaları gerekmektedir. Halbuki çevremizde bakıyoruz, 15-16 yılını 20 yıla yakın bir ömrünü okumaya vermiş ama neticede mezun olduğu okulun işlerini yapmak istemeyen bir sürü memnuniyetsiz gençlerimiz doğmaktadır. Dolayısıyla bizler ekonomi ve eğitim politikalarımızı belirlerken mutlak surette gençlerimizin hayatta severek yapabilecekleri faydalı işler yolunda politikalarımızı gözden geçirmemiz gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Anadolu Gençlik Derneği “Sevgi ve kardeşliğin teminatı” olma iddiasında ve “bütün insanlığın saadeti”ni ümit ederek çalışmalarını yürüten bir dernek. “Bütün insanlığın saadeti” sözü ile ne anlatmak istiyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: Peygamber Efendimiz (sav) “Bir insanın hidayetine vesile olmak onu kurtarmak dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.” diye bir hadis-i şerifinde bunu bize beyan etmiştir. İşte bu hadis-i şerif’i göz önüne alarak, bütün insanlığın hem dünya hem ahiret saadeti için çalıştığımızı ifade etmiştik. Bir insanın dünyada saadet içinde mutluluk içinde olması için gereken şartlar bellidir. Bu şartların mutlak surette yerine getirilmesi lazım. Bir gencin dünyada mutlu olabilmesi için iyi bir eğitim, iyi bir gelir düzeyi ve dünyada da bir barışın hakim olması lazım. Dünyada barışın hakim olabilmesi için insanların adalet içinde hükmetmeleri, adalet içinde insanların hak ve hukuklarını korumaları gerekir. Ama ne yazık ki gelin görün ki bugün Batıda bunun özellikle izlerini görüyoruz. Batıda sayıları 300 ya da 500’ü geçmeyen aileler dünyadaki diğer bütün insanlar üzerinde bir egemenlik kurmaya çalışıyorlar. İşte bizler yeni bir dünya kurarak bu dünyadaki adaletsizliğe son vermek istiyoruz. Bu yeni dünyanın kuruluşunda da kardeşlerimizin önce hakkı üstün tutarak hak için çalışmaları gerekmektedir. Gençlerimize ahiret mutluluğu için sadece ve sadece Allah’a kul olmalarını ifade etmek, onlara bunu öğretmek çok önemlidir. Allah’a kul olmayı kendine ilke edinen kişi yeryüzünde de Allah’tan başka kimseye boyun eğmez, adaletsiz, kanunsuz ve haksız bir çalışma yapmaz, kimsenin hakkını gasp etmez, kimsenin hakkını yemez, suistimallerden uzak bir yaşam sürerek ahiret mutluluğunu, ahiret saadetini de garanti altına almış olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Bizi kırmayıp zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz, Allah razı olsun.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: Allah sizden de razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Röportaj: Tolga Demiryol</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi">17 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/serhat-akcay-bir-hayir-toplumu-meydana-getirmek-istiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mekteb-i Hukuk&#8217;tan Bir Garib&#8217;in Müdafaası</title>
		<link>http://www.fecir.org/mekteb-i-hukuktan-bir-garibin-mudafaasi/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/mekteb-i-hukuktan-bir-garibin-mudafaasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 21:10:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[mefhumlar]]></category>
		<category><![CDATA[müdafaa]]></category>
		<category><![CDATA[tesettür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=520</guid>
		<description><![CDATA[Durun! Size, ‘iki üç’ kelam etmeme müsaade edi­niz. Ey ‘yaşamın içinde gezen; nefes alıp; gözlerinle şu satırları okuyan ahi’! Ey İnsan’ın ‘erkek’ olanı! Ey ‘Kadın’ı Erkeğe ‘katılıp’ kadın olan; toplumun cevheri kar­deşim! Mekteb-i Hukuk’un bir garibi olarak ‘beyân’ edeceğim. Günümüz, bir ortaçağ olmaktadır. Cahiliye devrinin o ‘muazzam’(!) uygulamalarının renk değiştirip ‘önümüze sunulduğu’ bir zamandayız. Mefhumların, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-522" title="Kadın 2!" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/Kadın-2-300x203.jpg" alt="" width="180" height="122" />Durun!</p>
<p style="text-align: justify;">Size, ‘iki üç’ kelam etmeme müsaade edi­niz. Ey ‘yaşamın içinde gezen; nefes alıp; gözlerinle şu satırları okuyan ahi’! Ey İnsan’ın ‘erkek’ olanı! Ey ‘Kadın’ı Erkeğe ‘katılıp’ kadın olan; toplumun cevheri kar­deşim! Mekteb-i Hukuk’un bir garibi olarak ‘beyân’ edeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüz, bir ortaçağ olmaktadır. Cahiliye devrinin o ‘muazzam’(!) uygulamalarının renk değiştirip ‘önümüze sunulduğu’ bir zamandayız. Mefhumların, ıstılahların ‘darmadağın’ edilip; hevâsına göre konu­şan/yorumlar yapan/ ispat edemediği ‘terimlerini’ dermeyan eden ‘modern’ insanın ‘hünerlerinin’(!) üzerimizdeki bırak­tığı o ‘lanetten’ kurtulmak istiyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">Evet! Modernliğin, çağdaşlığın; yani ‘zamanın içindeki değer yargılarının’ bağımlısı olan ‘insana’; (Kella/Hayır!) bu gidişin/bu yolun; gidiş değil! Ortalığı darmadağın ediyorsun! Kendine Gel! Allah’a Yönel! Zamansız doğruların bağımlısı ol, İbrahim(a.s.) gibi ‘kaybolup gidenleri’ sevme’ deyû beyan ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın ‘insanı’ muazzam bir yaradılışta; halden hale geçirerek yarattığını/halk etti­ğini/mahlûkat yaptığını ‘ilim’ ile idrak ede­rek(1);</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yaşamın ‘manasını’ ve ‘hesabını’ yapan her ‘beşerin’; eninde sonunda Allah’a gi­dip-gitmeme ikileminde kalacağını ve Al­lah’ın yoluna girenlerin ‘kazanacağını’ ; O &#8216;çizgide&#8217; gitmeyen her yaşamın hüsrana düşüşün sebebi olduğunu bilenler ola­rak(2);</p>
<p style="text-align: justify;">İnsana ‘can-varoluş-mal-aile-kadın-çocuk-yaşam’ veren Allah’ın hayatın tüm alanında ‘hükümdar’ olduğunu ‘ilmen’-binlerce delille öğrenip; O ‘çizgide’ yaşamayı ‘huzur-mutluluk-sevgi-kurtuluş’ sebebi görenler olarak(3);</p>
<p style="text-align: justify;">Din denen ‘ilahi sistemin’; hayatımızın ‘her alanında’ ahkâm dermeyan ettiğini bilerek; Allah’ın Kitabını-Kur’an’ı ve Resulullah’ın ‘kanunları-sünnetleri-emirleri’ doğrultu­sunda bir ‘yaşam’ sürmenin ‘gerçek-hakiki’ kurtuluş olduğunu bilenler olarak;(4)</p>
<p style="text-align: justify;">İman’ın I) Allah’a II) Meleklerine III) Kitap­larına IV) Peygamberlerine V) O’na kavuşmaya VI) Öldükten sonra inanmaya/Ahrete iman etmek olduğunu bilenler olarak; (5)</p>
<p style="text-align: justify;">İslam’ın I) Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan/Ulûhiyet ve Rububiyet’te ‘birleyerek’; Allah’a ‘kulluk-abd’ etmek olduğunu; II) Farz olan namazı dosdoğru kılmak olduğunu III) Zekatı vermek olduğunu IV) O yaradılış tiyatrosu Hacc’ı yapmak olduğunu; V) Ramazan’da ‘orucu’ tutmak olduğunu ‘ilim’ ile; ‘delil’ ile idrak edenler olarak;(6)*</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm Dünyaya! Tüm Türkiye’ye! Tüm İstanbul’a haykırıyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">İlim, kesin ‘delil’ ile sabit olan bilgidir. Yaşamın manası da; eşyanın hakikati de; haberlerin sahihliği de; hareketlerin ‘doğruluğu’ da; hatta benliğinin ‘zamanı’ kayıt edişi de; ‘bu kesin delile’ bağlanmakta! Delil’e! Yani, ‘işaret’ olana! Sana ‘gerçeği’ gösterene! Ey ‘insanlık’; sizin ‘deliliniz’ nerede? Nereye gidiyorsunuz? Bu gidişiniz nereye?</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>A] İNSANIN MARUZ KALDIĞI ‘HARİCİ’ ETKENLER</strong><br />
Ey sevgili dostum! Ana rahminden çıkarak; o korunmuş, sarılmış; merhametli yerden ‘dışarıya’ çıkan insanoğlunun yine; kendisini kucaklayan(rahima) ‘toprağa’ gireceği ana kadar bin bir türlü ‘hareket’ sergilemektedir! İşte, tam da bu ‘soyutlamanın’ delalet ettiği gibi ‘bu hareketler’ bizim inceleme konumuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Dostum! Modern insana ‘dil’ uzatmadan edemem. Ne geldi ise başımıza, ‘ilahiden-o yüceler yücesi’ sistemden uzaklaşmaktan geldi. İlkokul’a kadar ve daha sonrasında ‘tertemiz bilinçlerimize’ enjekte edilen ‘bilgiler-bilinçaltına uygun mahfuz ideolojiler- yaşam tarzı’nın sunulduğu; (1)</p>
<p style="text-align: justify;">Ortaokul; Lise derken; aklımızı ‘karıştıran’; ellerimizden ‘ilahi’yi alan, yerine ‘sınırsız-hudutsuz philosophia’yı veren; modernleşme, karma eğitim, başörtüsü gibi ‘lafızların’ işaret ettiği çıkmazda ‘benlikleri’ garipleştiren bir sistemin var olduğu(2);</p>
<p style="text-align: justify;">Üniversitede ‘siyasi bir söylem söylemenin esiri olmaktan korkan; dinini, davasını savunmayı unutan flu bir gençliğin olduğu; (3)</p>
<p style="text-align: justify;">Sistemin ‘kitlediği’, ‘baş-örtüsü’ lafzının tüm tesettür kelamını ‘başa’ indirgemesinin olduğu; karma eğitimin feshedilmesi gerektiğini söylemenin ‘delilik’ addedildiği(4);</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ‘zaman’da yaşamaktayız!</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Sevgili Kardeşlerim! Kendimize ‘gelmemizin’ zamanı gelmedi mi? Tefekkür ederek; fikrimizi ‘ilime’ bağlamanın; ilim kaynağı olarak Allah ve Resulullah’ı seçmenin zamanı gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ellerinizden [Elif Şafak’ı, Cinayet Romanlarını, Popüler Romanları, Bestseller Amerikan Kitaplarını, Popüler Tasavvuf kitaplarını] atıp; o ‘muazzam’ ellerinize sadece ve sadece Kur-an’ı ve Sünneti ve bu kaynakları ‘ehl-i din’ metodu ile anlatan kitapları almanızın vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Kulaklarınızdan, pop şarkıcılarını-Keremcem’i-Serdar Ortaç’ı-rock soslu ilahi yapan grupları- Daha nice ‘çalgı aletleri ile müzik yapanları’ silip atıp; o güzel kulaklarınızla Kabe İmamlarından duyduğunuz ‘ayetlerin’ o muazzam ezgisine-manasına dalıp gözlerinizin her gün yaşlanmasının vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Başörtülü(!) Bacım! Suratındaki makyajı silip, o dar pantolonunu ‘bol eteğe’ çevirip; ilgi çekmeyecek sadelikte giyinip; erkeklerle ‘zorunluluk’ dışı tek laf etmeyi günah görmenin vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Karma eğitimin içinde, ‘kadın-erkek’ bir arada; sohbetler ede ede ‘sosyalleşmiş’ Müslüman bacım!</p>
<p style="text-align: justify;">Senin oradan uzaklaşıp; huzura, mutluluğa, Rabbine en yakın olduğun ‘yere’ hicret etmenin vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ALLAH’A VE PEYGAMBER’E İTAAT EDEN BİR BEDEVİ</strong> gibi olmanın vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Tesettür lafzının delalet ettiği ‘setr’ kavramının ‘örtünmek’-gizlenmek olduğunu bilen, Hicap mefhumunun, (hacebe) perdelemek, gizlemek olduğunu bilerek KADININ TESETTÜRLÜ VE HİCAPLI olması gerektiğini ‘şu satırlarla’ öğrenen kardeşim! Ne bekliyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Namaz’ında huşu duyamayan, ayetleri ezberlemeyen; hadislere göre yaşamayan ‘kitleler’!</p>
<p style="text-align: justify;"> Ey ‘Modernizmin’ içinde ifrat ile tefrit arasında dolanan Müslüman Kardeşlerim! Ey kendisini adamaya ‘çalışan’, o ‘yolda’ olan ‘masumane, dürüst-garip’ kardeşlerim!</p>
<p style="text-align: justify;">Uzatın yüreklerinizi…</p>
<p style="text-align: justify;">Bırakalım zamanı israf etmeyi, bırakalım ‘Kuransız geçen vakitleri’; Kalkalım Allah anılmayan meclislerden! Gidelim ‘huzurun içine’! Gidelim Peygamberin yoluna… Namazı kılan, Kuran ve Sünnet yolunda; Sahabe yolunda; Hz.Ömer, Ebubekir yolunda olmaya çalışalım! Erkeklerden uzak dursun kadınlar, tesettürün manasını anlasın ‘başörtülü’ kadınlar!</p>
<p style="text-align: justify;">Kella, diyelim ‘kalabalıklara’! Kella! Ne zaman ‘olanı’ bırakıp da ‘olması gereken’i haykıracağız!</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman ‘beş vakit secdede daim’ olacağız?<br />
Ne zaman tefekkür edeceğiz hayatı? Ne zaman ‘yanlışın’ içinde huzura-doğruya HİCRET EDECEĞİZ? NE ZAMAN?</p>
<p style="text-align: justify;">O ‘zamanı’, ‘şimdi’ yapmak temennisi ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Es selamu aleykum! Allah’ın selamı üzerimize/üzerinize olsun! Peygambere salât ve selam olsun! Kuran ve Sünnet ‘rehberiniz&#8211;size gerçeği gösteren deliliniz’ olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Mekteb-i Hukuk’tan bir garip!</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">[*Sahih-i Müslim; İman Bölümü; 7! Sahih-i Buhari, İman,37!]</p>
</blockquote>

<p class="sayac_bilgi">22 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/mekteb-i-hukuktan-bir-garibin-mudafaasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Thomas Kurban Kesiyor</title>
		<link>http://www.fecir.org/thomas-kurban-kesiyor/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/thomas-kurban-kesiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 20:57:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mücahit Taş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlık ve yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[noel]]></category>
		<category><![CDATA[thomas]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Bir yıl boyunca yapılan iyi kötü her şeyin bir kenara konularak, Hıristiyanların Noel bayramının helal ve haram ayrımı yapılmadan, uzun yıllardan beri Türkiye ve birçok İslam ülkesinde kutlanıyor olması oldukça acı verici bir durumdur. Yazımızın başlığında ifade ettiğimiz gibi Kurban Bayramı’nda Türkiye’de yaşayan ve Hıristiyan olan Thomas’ın kurban kestiğini görseniz ne dersiniz? “Sadece Müslümanlar Kurban [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-468" title="6a00d8341c03bb53ef01539023e727970b-500wi" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/6a00d8341c03bb53ef01539023e727970b-500wi-300x203.jpg" alt="" width="180" height="122" />Bir yıl boyunca yapılan iyi kötü her şeyin bir kenara konularak, Hıristiyanların Noel bayramının helal ve haram ayrımı yapılmadan, uzun yıllardan beri Türkiye ve birçok İslam ülkesinde kutlanıyor olması oldukça acı verici bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazımızın başlığında ifade ettiğimiz gibi Kurban Bayramı’nda Türkiye’de yaşayan ve Hıristiyan olan Thomas’ın kurban kestiğini görseniz ne dersiniz? “Sadece Müslümanlar Kurban Bayramı’nda kurban keser” mi; yoksa “Thomas Müslüman mı olmuş?” dersiniz? Peki, Avrupa da herhangi bir ülkede yaşayan Müslüman Mehmet’in, Noel de Hindi kestiğini görseniz ne dersiniz? “Bu Mehmet Hıristiyan (gavur mu) olmuş?” der misiniz? Noel Bayramı’nda hindi kesmek ve kutlama yapmak Hıristiyanlık alameti değil midir? Acaba Fatih Sultan Mehmet Han fethettiği İstanbul’da Noel’in havai fişeklerle, çalgılı türkülü programlarla, hindi kesilerek, Noel çamları kurularak kutlandığını görseydi ne derdi? Muhtemelen ilk  tepkisi “Canımızı ortaya koyarak fethi için uğraştığımız İstanbul’a ne olmuş? Kâfir mi olmuş, işgale mi uğramış?” diye sormak olurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Hıristiyan Batı kültürünün bir getirisi olan miladi takvime göre her yılın başında kutlanan Noel bayramı, İslam kültürü ile hiç bağdaşmayan; adetlerimizle, gelenek-göreneklerimizle uyuşmayan bir kutlamadır. İçkinin, zinanın, kumarın zirve yaptığı, edepsizlik ve hayasızlığın ayyuka çıktığı bu kutlamalar içinde yapılan hiçbir şeyin ne Hıristiyanlıkla ne de Müslümanlıkla uzaktan yakından bir alakası vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. İsa’nın doğum günü esas alınarak yapılan Noel Bayramı’ndaki kutlamalar Hıristiyanlık öncesinde de yapılıyordu. On bin yıllık bir geleneğe sahip olan yılbaşı geleneği Eski Mısırlılardan Perslilere kadar Pagan kültürünün hâkimiyette olduğu yerlerde kış dönümü festivalleri olarak kutlanıyordu. Daha sonra Hıristiyan olan Yunanlılar ve Romalılar bu geleneği Hz. İsa’nın doğumunu esas alarak devam ettirmişlerdir. Fakat Hz. Mesih’in (a.s) kışın doğduğunu iddia eden Hıristiyanları, Kuran-ı Azimüşşan  yalanlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Dr. Yusuf el-Karadâvî “Hıristiyanlar Hz. İsa’nın doğum tarihi konusunda ihtilaf etmiştir. Bir grup 25 Aralık’ta diğer bir grup ise 7 Ocak’ta doğduğunu ileri sürer. Hâlbuki bu kabullerin ikisi de yanlıştır. Çünkü Hz. İsa (a.s) kışın doğmadı. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de doğum sancıları çekmekte olan Hz. Meryem’e der ki: <em>&#8220;Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün&#8221;</em> (Meryem 25). Kışın taze olgun hurma olur mu?”  demektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere onların bu iddiaları tamamen mesnetsizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yılbaşı İslam toplumu için miladi yılın başı olmaktan başka hiçbir anlam ifade etmez.  müslümanlar hicri takvime göre yaşar ve hicri yılbaşını da haram olan içki, zina ve edepsizlik ile geçirmez. Müslüman birey; oruç, namaz ve Kuran-ı Kerim tilavetleri ile hicri yılbaşını kutlar ve bir yıl boyunca yaptığı bütün günahları, hataları, nefsi ile muhasebesini yaparak “Nasıl daha iyi bir müslüman  olabilirim?” derdi içerisine girer. Fakat tamamen batıl hükümlerin geçtiği bu Noel bayramlarında, alkol ve fuhşiyat gibi haramların yanında pembe hayalleriyle milli piyango gişelerinde sıraya giren halkımız, kumar gibi birçok harama da teşvik edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Noel kutlamak Hıristiyan batı toplumuna benzeme çabası değil midir? Yılbaşını basit bir gece gibi görüp, bu kutlamalar esnasında bir gecelik yapılan içki, zina ve her türlü edepsizliği mubah görenler zarardadır. Başka toplumların dini bayramlarını, dini günlerini kutlama eğilimi içerisine girip onlara benzemeye çalışmak abesle iştigaldir. Peygamber Efendimiz (sav)’in buyurduğu üzere <em>“Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">-<em>Selam ve dua ile-</em></p>
<p style="text-align: justify;">

<p class="sayac_bilgi">18 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/thomas-kurban-kesiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pagan Toplumlardan Küreselleşen Dünya&#8217;ya Bir Armağan: Noel</title>
		<link>http://www.fecir.org/pagan-toplumlardan-kuresellesen-dunyaya-bir-armagan-noel/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/pagan-toplumlardan-kuresellesen-dunyaya-bir-armagan-noel/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 20:52:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[noel tarihçe]]></category>
		<category><![CDATA[pagan]]></category>
		<category><![CDATA[toplumlar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[”Noel sözcüğünün kökeni Latince Natalis (doğum) kelimesidir.”1 Natalis kelimesi Fransızca&#8217;ya geçişinde Noël kelimesi olmuş ve Türkçe&#8217;ye Fransızca&#8217;dan geçmiştir.  Noel kelimesinin kökeni ile ilgili çeşitli açıklamalar dile getirilmiştir. Bir diğer iddiaya göre Noel kelimesi, Galya dilinde (Keltçe) yeni anlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuştur ve “yeni güneş” anlamına gelmektedir. &#8221;Günümüzde başta İngilizce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-494" title="wallpaper-733854" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/wallpaper-733854-285x300.jpg" alt="" width="185" height="194" />”Noel sözcüğünün kökeni Latince Natalis (doğum) kelimesidir.”<sup>1</sup> Natalis kelimesi Fransızca&#8217;ya geçişinde Noël kelimesi olmuş ve Türkçe&#8217;ye Fransızca&#8217;dan geçmiştir.  Noel kelimesinin kökeni ile ilgili çeşitli açıklamalar dile getirilmiştir. Bir diğer iddiaya göre Noel kelimesi, Galya dilinde (Keltçe) yeni anlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuştur ve “yeni güneş” anlamına gelmektedir. &#8221;Günümüzde başta İngilizce konuşan coğrafya olmak üzere bazı batılı ülkelerde Noel anlamında kullanılan Christmas ve benzeri diğer kelimeler ise Yunanca Khristos (Mesih) ve Latince miss (yollanmış, gönderilmiş) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. &#8220;Yollanmış, gönderilmiş&#8221; kelimelerinin, Hz. İsa&#8217;nın Son Akşam Yemeği&#8217;ndeki son sözlerini sembolize ediyor olabileceği düşünülmektedir.&#8221;<sup>2</sup> <strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Noel, Hristiyanlık&#8217;ta Hz. İsa&#8217;nın doğum günü olarak kutlanır. Hristiyan kaynaklarında Hz. İsa’nın doğum gününe ilişkin farklı tarihler yer almaktadır. Hz. İsa’nın doğum tarihinin yıl olarak milattan önce dört ile altı yıl evvel olduğu, doğum günü olarak da Batı’da bulunan kiliseler 25 Aralık gününü doğum tarihi olarak kabul edip kutlarlarken, Doğu kiliseleri ise bu tarihi 6 Ocak olarak kabul etmektedir. Bu noktada Hristiyan dünyasında Hz. İsa&#8217;nın doğumuna dair bir birliğin olmadığını görmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. İsa’nın doğum tarihindeki bu ihtilafların sebebi ise Meydan Larousse ‘Noel’ maddesinde şu şekilde açıklanmaktadır: Milattan önce güneşe tapan putperestler, tanrı saydıkları Güneş’in her gün biraz daha erken kendilerini terk etmesine üzülürlerdi. 25 Aralık’ta günler tekrar uzamaya başlayınca, Güneşin kendileri ile kalmaya razı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı. Bu kutlamalar sırasında dans ederler, içki içerler ve ışıklandırma yaparlardı. O günde hindi kesme, domuz başı, kaz kızartması yemeyi ve birbirlerine çeşitli hediyeler vermeyi gelenek haline getirmişlerdi. Ayrıca Güneşe tapan ve kurtarıcı tanrılarının kış başlangıcında doğduğuna inanan diğer putperest milletler de vardı. Bunlar da Julian takvimine göre kış başlangıcı olarak kabul edilen 25 Aralık’ta özel kutlama törenleri yaparlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni Rehber Ansiklopedisi’nde ise konuyla ilgili olarak şunlar anlatılır: O dönemde Hz. İsa’nın doğum günü kesin olarak bilinmediği için ilk Hıristiyanların Hz. İsa’nın doğumu için kutladıkları özel bir gün yoktu. Bu sırada Roma İmparatorluğunun her yerinde Güneşe ve putlara tapılıyordu. Roma İmparatoru Büyük Konstantin, putperest iken miladın 313 senesinde Hıristiyanlığı kabul etti. Putperestlikten birçok şeyleri (pazar gününün Pagan kültüründe kutsal gün olarak sayılması gibi) de Hıristiyanlığa soktu. Güneş tanrısının doğum günü kabul edilen 25 Aralık’ı yılbaşı kabul etti. Hz. İsa’nın kurtarıcı tanrı olduğuna inanan Hıristiyanlar da, Hz. İsa’nın 25 Aralık’ta doğduğunu kabul ettiler. Noel bayramı İmparator Büyük Konstantin&#8217;in saltanatının sonundan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Bu, İznik&#8217;te yapılan Birinci Konsül (325) tarihi ile örtüşmektedir. M.S. 354 yılında Papa Liberius, 24 Aralık&#8217;ı 25 Aralık&#8217;a bağlayan geceyi İsa&#8217;nın doğum günü yıldönümü olarak ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yılbaşının ise Hristiyanlar açısından dini bakımdan hiçbir öneminin bulunmadığını görmekteyiz. Katolik dünyası 25 Aralık&#8217;ta kiliselerde ayin yaparken Doğu Kiliseleri sadece 6 Ocak&#8217;ta ayin yapmaktadırlar. Yılbaşında ise sadece eğlence içerikli geleneklerin yerine getirildiğini görmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebeple tarihi kaynaklar bizlere bugün tüm dünyaya çeşitli araçlarla pazarlanmaya çalışılan Hristiyan geleneklerinin eski Pagan geleneklerinden ne kadar bağımsız kalabildiğini göstermektedir. Bu noktada biz müslümanlara düşen bu bilgileri göz ardı etmemektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde ve yakın zamanda diğer müslüman topluluklarda yılbaşı ve Noel adetlerinin basın ve medya aracılığıyla var olduğunu görmekteyiz. Özellikle elit çevrelerin yılbaşı eğlenceleri basında geniş yer tutmaktadır. Bazı muhafazakar çevrelerin ise bu uygulamalara 31 Aralık günü iştirak ederek Noel’i bir bayram olarak değil de bir eğlence günü olarak kutladıklarını görmekteyiz. Fakat bu noktada şu soru akla gelmektedir: Bir Hristiyan geleneğinin bir hafta süren etkinliklerine sadece bir gün iştirak ederek savunmaya çekilmek hangi İslami akılla izah edilebilir? Kaldı ki Efendimiz (s.a.v.): “Kim bir kavme benzerse, o onlardandır” (Ebû Davud, H. no: 4031 ) buyurduğu halde biz İslam dünyası hala neyin savunmasını yapmaktayız? Ayrıca açık açık Yahudi ve Hristiyanlara benzemeyiniz rivayetinde bir çok sahih hadisin bulunduğunu bildiğimiz halde daha neyin açıklamasını yapmaktayız?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanında her manada küreselleşmekte olan dünya sisteminde Noel&#8217;in ticari kaygılarla insanlığa pazarlandığını da göz ardı etmemek gerekmektedir. Günümüz küresel sistemi kapitalizm, mümkün olduğunca büyük bir tüketim ve israf toplumu ortaya çıkarmaktadır. &#8221;Dünya üzerinde bir yılda tüm insanlığın ihtiyacından 2 kat fazla ürün elde edildiği halde bugün içinde bulunduğumuz açlık ve sefaleti&#8221; ne ile açıklayabiliriz?  Elbette insanoğlunun bitmek bilmeyen oburluğuyla, açgözlülüğüyle ve yaratıldığından beri peşini bırakmayan kibriyle. Bu noktada kapitalizmin bu sefalette aslan payını kaptığını rahatlıkla dile getirebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna binaen bazı Hristiyan çevreler de Noel&#8217;in dini öneminden çok, ticari bir hal almasından yakınmaktadırlar. Misâlen; 1930’lu yıllarda dönemin ABD başkanı Franklin D. Roosevelt’in Noel alışveriş mevsimini uzatmak, satışları arttırmak ve büyük bunalım sırasında duraklayan ekonomiyi canlandırmak için Şükran Günü&#8217;nün tarihini değiştirdi. Bu hareketi protesto etmek maksadıyla Hristıyanlığın dini liderleri 1931’de New York&#8217;ta toplanarak, gittikçe artan Noel’in ticarileşmesiyle ilgili tehlikelere dikkat çeken Noel vaazları verdiler. Gördüğümüz üzere bu vahşi kapitalizm gerektiğinde içinden çıktığı toplumun dini hassasiyetleriyle de rahatlıkla oynayabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada biz insanlığa özellikle de kendini müslüman olarak ifade eden topluluklara düşen şey: İnsanoğlunun fıtratına dönmesine vesile olmaktır. Yani iyiye, güzele, faydalıya, erdemli olmaya insanoğlunu teşvik etmektir. Elbette eğlenmek insanın hakkıdır burada önemli olan &#8221; eğlencenizin fıtratınıza uygun olması ve en önemlisi de sizi batıni duygulara itmemesidir&#8221;. İnsanoğlu ne zaman önce &#8221;ben&#8221; dedi ve o gün kaybetti ve kaybetmeye de devam ediyor.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">1-Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003, &#8220;Noel&#8221; maddesi.</p>
<p style="text-align: justify;">2-Oxford İngilizce Sözlük: Christmas, Christ, Mass.</p>
</blockquote>

<p class="sayac_bilgi">19 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/pagan-toplumlardan-kuresellesen-dunyaya-bir-armagan-noel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Yılda Medyanın Ahlak Sınavı</title>
		<link>http://www.fecir.org/yeni-yilda-medyanin-ahlak-sinavi/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/yeni-yilda-medyanin-ahlak-sinavi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 20:44:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Toklucuoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sınavı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=466</guid>
		<description><![CDATA[Ahlak, vahiyle gelen, vahiyle irtibatlı olarak öğrendiğimiz bir kavram. Yani bizzat yaratılış ile ilişkili. Zaten kelimenin kökenine baktığımızda da kelimenin bizatihi kendisinin yaratılış ile kuvvetli bir bağı var. Hâlketmek. Yani o zaman diyebiliriz ki ahlak bizde Rabbimizin, üzerimizde bulunmasını istediği vasıf ve niteliklerden birisidir. Peki ahlak deyince kimin ahlakına, sünnetine uymak durumundayız? Mümin ve Müslümanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-495" title="medya-dehalari" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/medya-dehalari-300x278.jpg" alt="" width="168" height="156" />Ahlak, vahiyle gelen, vahiyle irtibatlı olarak öğrendiğimiz bir kavram. Yani bizzat yaratılış ile ilişkili. Zaten kelimenin kökenine baktığımızda da kelimenin bizatihi kendisinin yaratılış ile kuvvetli bir bağı var. Hâlketmek. Yani o zaman diyebiliriz ki ahlak bizde Rabbimizin, üzerimizde bulunmasını istediği vasıf ve niteliklerden birisidir. Peki ahlak deyince kimin ahlakına, sünnetine uymak durumundayız? Mümin ve Müslümanlar olarak, üstün ahlak sahibi Resulullah efendimize.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir karşılaştırma olarak ele almak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama, seküler zihin her şeyde olduğu gibi ahlaki konularda da (ahlak derken aslında, örf, adet ve yaşam biçimini kastediyoruz.) vahyi dikkate almayarak, zorlama bir şekilde etik kavramını türetti. Etik yeni değil ancak eskimeyen, insani ve evrensel olduğu iddia edilen ve ahlak yerine konumlandırılmış bir kavram, naiv hayat disiplini.</p>
<p style="text-align: justify;">İletişim disiplininde de her hangi bir konu tartışılırken etik değerler söz konusu edilir. İslami camianın medyasında bile sıklıkla “Ama bu etik değil” sözünü duyabilirsiniz. Çünkü hakim paradigma sekülerdir ve zihni bu şekilde çalışır. Yani kendi ahlakını lâ dini bir şekilde kendisi üretir. Mesela rüşvet söz konusu olduğunda, bu etik değil ve suçtur denilir fakat bununla birlikte, rüşvetin mahşer günü sol yanımızdan verilecek defterde yazılı olacağından bahsedilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki medyamız? Yeni yıla girerken ülkemiz medyası? Zaten bir önceki paragrafta medyamızın içinde bulunduğu ahvali bir şekilde anlatmış olduk. Reyting olaylarında geçenlerde şahit olduğunuz, ahlaksız değil fakat ahlaki olmayan, milletin kültürel temellerini dinamitleyen dizi ve programlarda nasıl bir sahtekarlık yapıldığını da gördük. Sözde bu reyting kurumları son derece etik değerler üzerine bina edilmiş bir medya ölçümleme kurumudur aslında.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni yılda yine maalesef arka sayfa güzellerini daha sıklıkla göreceğiz. Medyada (siz izlemeyin o programları yine de) boy boy  mankenler ve gazino programları göreceğiz. Azgınlık ve fuhşiyat yaygınlaşacak yine. Bunun önüne geçecek devletlû irademizin ise bunların önüne geçmek gibi bir niyeti, tabiri caizse o taraklarda hiç bezi yok maalesef. Aksine şans oyunlarını vs. desteklemektedirler zât-ı şahaneleri.</p>
<p style="text-align: justify;">Rabbim sen Muhammed (s.a.v) ümmetine yardım et, hidayet ver. Medyanın  aşırılıklarından-azgınlıklarından koru. Feraset ver, gözlerimizi ve gönüllerimizi muhafaza eyle. Amin</p>
<p style="text-align: justify;">

<p class="sayac_bilgi">7 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/yeni-yilda-medyanin-ahlak-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alimin Ölümü, Alemin Ölümüdür</title>
		<link>http://www.fecir.org/alimin-olumu-alemin-olumudur/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/alimin-olumu-alemin-olumudur/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 20:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Acar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fecir Portre]]></category>
		<category><![CDATA[atıf]]></category>
		<category><![CDATA[hoca]]></category>
		<category><![CDATA[idam]]></category>
		<category><![CDATA[iskilipli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=458</guid>
		<description><![CDATA[Yeni bir yıla az kaldı. Tüm ülke olarak çok heyecanlı bir bekleyiş içerisindeymişiz televizyonların dediğine göre. Gazeteler hazırlıkların sürdüğünü yazıyor. Birçok dernek, vakıf ve kamu kurumu hazırlanıyor kutlamalar için: Havai fişekler, görsel şölenler ve daha neler neler… Planlar yapılıyor; hangi partiye katılsak, evde tombala mı oynasak yoksa dışarıda felekten bir gece mi geçirsek diye. 2012 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-459" title="348120110220083405887" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/348120110220083405887-233x300.png" alt="" width="163" height="210" />Yeni bir yıla az kaldı. Tüm ülke olarak çok heyecanlı bir bekleyiş içerisindeymişiz televizyonların dediğine göre. Gazeteler hazırlıkların sürdüğünü yazıyor. Birçok dernek, vakıf ve kamu kurumu hazırlanıyor kutlamalar için: Havai fişekler, görsel şölenler ve daha neler neler… Planlar yapılıyor; hangi partiye katılsak, evde tombala mı oynasak yoksa dışarıda felekten bir gece mi geçirsek diye. 2012 geliyor. Tarih çizelgesinde yıl bir basamak daha atlıyor ve insanlığın kahir ekseriyeti şuursuzca ölüme yaklaşıyor bir gün daha. Batı böyle yapıyormuş,  biz de böyle yapmalıymışız, çağı yakalamak için böyle yapmak şartmış, modernlik adına…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu değil mi yıllardır bizi AB kapılarında süründüren zihniyet? Bu değil miydi mahkemeler kurup kendi milletine zulmeden zihniyet, ve bu değil miydi İskilipli Atıf Hocaları ipe götüren zihniyet…</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı’nın son döneminde başlayan modernleşme ve batılılaşma çabaları Cumhuriyet dönemi inkılâpları ile ete kemiğe bürünüyordu. Yapılan köklü değişiklikler bu milleti her geçen gün değerlerinden, milli kültür ve terbiyesinden uzaklaştırıyordu. İslam; devletin anayasasından çıkarıldığı gibi, toplumdan da sökülüp atılmaya, yerine &#8220;modern İslam” oluşturulmaya çalışılıyordu. Topyekun bir mücadeleyle kurtarılmış bir vatan giderek değerlerinden uzaklaşıyordu. Yapılan bu değişiklikler elbette toplumda bir mukavemete sebep olacaktı. Uzun yıllar değerlerine bağlı yaşayan bu millet yapılanlara karşı sessiz kalmayacaktı. Ancak yeni zihniyet buna da bir çözüm bulmuştu: Kendi sistemini, kendine özgü kurallarla oluşturacaktı. Olağanüstü hal gerekçe gösterilerek -ki değerlerinden koparılmak istenen bir milletin buna karşı durması kadar olağan bir şey düşünülemez- İstiklal Mahkemeleri kurulmuş ve bu mahkemeler tamamen kendi adaletini uygulamaya koymuştu. Birçok âlim, çevresinde muteber insan, Said-i Nursîler, Eşref Edipler vatan hasreti ve hapis hayatı ile sindirilmeye çalışılmıştı. Ve dahi birçok âlim âdeta yargısız infaz edilmişti. Bu durumun en dramatik örneklerinden birisi, İskilipli Atıf Hoca’dır. Yıllarca dönemin önde gelen ulemasından ders okuyarak yetişen, hocalık yapıp, toplumda büyük bir saygınlık kazanan Atıf Hoca. Çevre vilayetlerden memleketlerine gelmesi için davet edilen Atıf Hoca.</p>
<p style="text-align: justify;">Şapka kanunu çıktıktan sonra, özgürlüğü kendine ilke edinenler -inanılmaz bir şekilde- insanlara şapka takma zorunluluğu getirmiş, karşı çıkanlara ağır yaptırımlar uygulamaya başlamıştı. Müslümanlar nesiller boyu kullandığı takke ve sarıklarından koparılmaya çalışılmıştı. Ne var ki başarıya ulaşılamadı, Elhamdülillah. İnkılâplardan dolayı birçok kez sürgün yiyen Atıf Hoca şapka takmayı reddetmiş ve Müslüman’ın sünneti olan sarığından vazgeçmemişti. Atıf Hoca’nın geniş bir çevrede tanınması, alim olması ve ölümü pahasına inancından taviz vermemesi, onu İslami duruşun örnek bir ismi yapmıştı.  Evet, İdam. Âlimin idamı&#8230; Yüzyıllarca İslam’ın şereflendirdiği bu topraklarda bir âlim için darağacı kurulmuştu. Ne elem verici bir hadiseydi bu.  Atıf Hoca hakkında verilen idam kararının gerekçesi ise, hocanın yazdığı &#8220;Frenk Mukallitliği ve Şapka&#8221; adlı 32 sayfalık risalesiydi. Atıf Hoca; 1 Kasım 1925&#8242;te çıkarılan Şapka Kanunu&#8217;ndan tam 1,5 yıl önce yayınlanan bir kitaptan dolayı, hem de hukukun en temel ilkelerinden biri olan &#8220;makable şümul&#8221; (kanunun geriye dönük işlememesi) kaidesi çiğnenerek, dönemin İstiklâl(!) Mahkemelerince katledildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemin Müslümanları ömürleri boyunca bu utançla başlarını yerden kaldırmasalar yerinde olurdu herhalde. Bir âlim sarığından, daha doğrusu inancının bir parçası olan sarığından vazgeçmediği için şehit edilmişti. Bir şapka meselesi değildi elbette bu. Bu bir zihniyet ve inanç meselesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Son günlerini yaşadığımız 2011&#8242;de artık bazı olayları sorgulamaya ve cevaplar aramaya başladık. Ergenekon, faili meçhul cinayetler, Dersim ve  Maraş olayları. Derken Müslümanların çabası ile gündeme gelen İskilipli Atıf Hoca ve İstiklal Mahkemeleri. Bazıları hala el sürdürmek istemese de, ulusal bir gazetenin işgüzar yazarı;  <em>efendim yıllar önce olmuş bitmiş ne gereği var kaşımanın </em> dese de, gün yüzüne çıkmalı, sorgulanmalı ki; bu devlet aynı hataları bir daha yapmasın, adalet ona buna göre değil  Hakk’a göre uygulansın.</p>
<p style="text-align: justify;">Bırakalım artık bu köhneleşmiş Batı medeniyetini ve onun uzantılarını. Noel onların olsun! Onlar ahlaki çöküntüyle malul iken biz niçin onların şikayet ettiklerini alalım. Özümüze dönelim ve medeniyetimizi yeniden inşa edelim. Üniversite gençliği olarak bu medeniyeti inşa etmek bizim görevimiz. Ancak nasıl ve hangi gençlik ile?</p>
<p style="text-align: justify;">Artık bir âlimi daha kaybedemeyiz. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, &#8220;Âlimin ölümü âlemin ölümüdür.&#8221; Biz alemin ölümüne razı olamayız. Mülk, alemlerin rabbi olan Allah’ındır  ve biz de O&#8217;nun kullarıyız. Ve Allah&#8217;ın dediği ile hükmetmek zorundayız.  Selametle.</p>
<p style="text-align: justify;">

<p class="sayac_bilgi">56 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/alimin-olumu-alemin-olumudur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanın İnsana En Büyük İhaneti: Modernizm</title>
		<link>http://www.fecir.org/insanin-insana-en-buyuk-ihaneti-modernizm/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/insanin-insana-en-buyuk-ihaneti-modernizm/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 13:07:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Buğra Özler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[pozitivizm]]></category>
		<category><![CDATA[yanılgı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=383</guid>
		<description><![CDATA[Kuş bakışı bakmak güzeldir, kuş gibi bakmamak kaydıyla… Bugün, içinde bulunduğumuz yaşam tarzı itibarıyla “modern hayat” olarak tabir edilen işleyiş tarzı, bireylere önü alınamayan bağımsızlık ve sınırsızlıkların ötesinde; kuş gibi bakmak mecburiyetini de beraberinde getiriyor.  Modernizm, modern bireyi orta yere koyarken, yaratılmışların en değerlisini, en alt tabakaya sokma mücadelesi içerisinde doktrinler geliştirip, hayata yön veriyor. Modern [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-386" title="Depresif" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/Depresif1-300x225.jpg" alt="" width="180" height="135" />Kuş bakışı bakmak güzeldir, kuş gibi bakmamak kaydıyla… Bugün, içinde bulunduğumuz yaşam tarzı itibarıyla “modern hayat” olarak tabir edilen işleyiş tarzı, bireylere önü alınamayan bağımsızlık ve sınırsızlıkların ötesinde; kuş gibi bakmak mecburiyetini de beraberinde getiriyor.  Modernizm, modern bireyi orta yere koyarken, yaratılmışların en değerlisini, en alt tabakaya sokma mücadelesi içerisinde doktrinler geliştirip, hayata yön veriyor.</p>
<div style="text-align: justify;">
<p>Modern toplumun emsalsiz karakterini şu şekilde tasvir etmek yanlış olmayacaktır. Eğer bütün insanlık tarihini tam bir gün olarak telakki edersek, bu tam günün 23 saatten fazlasını avcı ve toplayıcı toplumlar olarak yaşadık. Tarım ve hayvancılık devresi gece yarısında 4 dakikalık, şehir uygarlıkları ise 3 dakikalık bir zaman dilimini kapsıyor. Modern toplum gün dönümüne ancak 30 saniye kala doğmuştur.(₁) Bu 30 saniyelik modern toplumun başlangıcı Batı, ayyuka çıktığı dönem ise VIKTORIAN dönemi olarak kabul edilmektedir.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Batı, dolayısıyla modern toplum algısı, kendisiyle aynı fikri ve hissiyatı paylaşmayan kurum ve düşünceleri “modern olmayan, uygarlık dışı” olarak tanımlayabilme otoritesi ve rahatlığını, modernizmin çok doğal bir getirisi olarak kendinde buluyor. Kendisinin dışındaki tüm kültürlere yukardan bakarken, bir yandan alçakgönüllülük edası ve “küreselleşen dünya” safsatasıyla aslında ne kadar ikiyüzlü olduğunu ortaya koyuyor, hümanist akımlarla da &#8220;inancı gereği&#8221; günah çıkartmaya çalışıyor. Konu bireysel ilişkilere indirgendiğinde, modern sistemi; tamamen çıkara dayalı ilişkiler örgüsü içinde bulunan, kişinin kendisini kaderinin efendisi olarak gören, geleneksel kurumların (evlilik, ana-babalık, örf, adet…) yerine kişisel duygu ve hislerin yerleştiği bir çark içinde görüyoruz. Bu mekanizma içinde evlilik yerine aşk, sıkıcı işten ziyade gelişmeye açık bir iş, kariyer yanılgısı ve tamamen bireysel bir deneyim olarak; &#8220;din&#8221; yerine &#8220;inancın&#8221; alternatif olarak sunulduğuna şahit oluyoruz.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Rönesans, Reform, Aydınlanma vb. gibi enteresan aydın(!) başlık ve alt başlıklar içerisinde sunulan bu sahte ve yapay süreçler, batıya dinin aslını kaybettirdi. Sekülerleşme olarak addedilen süreç, dindeki ve din algısındaki dönüşümü beraberinde getirerek, tüm bunların yerine “Yeni Bir Düzen” (Novus Ordo Seclorum) koymayı zorunlu kıldı. Batı din yerine dincikler geliştirdi. Bugün biz bile Kur’an’da “Allah indinde tek din İslam’dır!” gibi apaçık bir ayete rağmen, semavi dinler diye bir kavram geliştirip tahrif edilmiş dinleri bunun içine katıyoruz, Budizm’i din kategorisine sokup daha küçücük çocuklara ilkokuldan itibaren anlatıyoruz. Başından beri tanımlamaya çalıştığımız modernizm; aslında cenneti dünyaya taşıma ve cenneti öne alma projesi olarak, “TESLİS” gibi paradoksal bir akideye sahip Hıristiyanlığın gereğidir. Bu yeni düzenin belli dayanak noktaları olarak felsefik düzlemde &#8220;Hakikat Politikaları&#8221; geliştirildi ve Batı doğru bilgiyi bulmanın peşine düştü. Gözlenebilir ve ölçülebilir olmayanı reddeden bu sistem, tam olarak dine, yani VAHYE bir alternatif (!) geliştirmiş oldu. Dine dogma yaftasını yapıştırıp geriye yaslandı.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>İnsan aklını her şeye yettirmeye çalışan modernizm, bu sayede alabildiğine hırpani, alabildiğine fersude bünyelerde çok kısa sürede cevap buldu. Modern insanın atalarının (!) yaşadığı mülkiyetsiz, sınırsız, ilkel-komünal hayat ilerlemeciliğin ve aydınlığın en önemli göstergelerinden biri bugün, kendi (insan) ırkını sömürmek üzerine kurulan kapitalizmin trend tabir olması gibi.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p> Pozitivizm adına, modernizm şemsiyesi altında Allah, Kur’an ve Peygamberi tartışılıyor, Kur’an için çöl kanunu deniyor. Fakat yukarda bahsettiğimiz değişik yaşam formları olarak modern bünyeler (!), modern hukuk yaklaşımlarıyla oluşturulan kul yapısı metinlerin meşruiyetini analizde sınıfta kaldıklarının dahi idrakinde değiller.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p> Sıradan, 25 kuruşluk bir pilin üzerine dahi, tüketicisi zarar görmesin diye “ateşe atmayın, şarj etmeyin” tarzı uyarılar yazılmışken, Allah nasıl olur da insanı bu dünyada tehlikelere karşı yalnız ve pusulasız bırakır?</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Bırakmamıştır da… Ve ölçüp tartamadığımız VAHYİ, emrettiklerine emrettiği şekliyle uymamız için bir kurtuluş yolu olarak, insanın dünyaya gönderildiği ilk günden itibaren göndermiştir.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p style="text-align: right;">Buğra Özler - Mart&#8217;09</p>
</div>
<div>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">₁ : Modernleşmenin Paradoksları, Der Loo, Reijen</p>
</blockquote>
</div>

<p class="sayac_bilgi">17 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/insanin-insana-en-buyuk-ihaneti-modernizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A Contrastive Analysis of Human Descriptions and Their Effects on Education : Modern vs. Islamic</title>
		<link>http://www.fecir.org/modern-ve-islami-literaturde-insan-tanimlarinin-egitim-uzerindeki-etkisine-dair-karsilastirmali-analiz-a-contrastive-analysis-of-human-descriptions-and-their-effects-on-education-modern-vs-islam/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/modern-ve-islami-literaturde-insan-tanimlarinin-egitim-uzerindeki-etkisine-dair-karsilastirmali-analiz-a-contrastive-analysis-of-human-descriptions-and-their-effects-on-education-modern-vs-islam/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 23:24:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Buğra Özler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[contrastive analysis]]></category>
		<category><![CDATA[human description]]></category>
		<category><![CDATA[insan tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[thesis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[Abstract This paper explores the two different perspectives of human description, which have been made by various philosophers, writers and researchers. The descriptions, which are included in this paper, reflect general characteristics and the world views of the civilizations in which these descriptions have been made. It is aimed to present the civilizations’ perceptions of [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div style="text-align: center;">
<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-380" title="dome-design" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/dome-design1-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" />Abstract</strong></p>
</div>
</div>
<div style="text-align: center;">
<div>
<p style="text-align: justify;">This paper explores the two different perspectives of human description, which have been made by various philosophers, writers and researchers. The descriptions, which are included in this paper, reflect general characteristics and the world views of the civilizations in which these descriptions have been made. It is aimed to present the civilizations’ perceptions of human-being and these perceptions’ effects on education by constructing an inclusive approach. The reference books and philosophers of the modern and Islamic societies are analyzed and a contrastive analysis is made in terms of the personal development. Nearly any research is done about the education and human description relation. To present a reliable analysis, this paper also aims to display the education perceptions of societies through the descriptions, while presenting the education and human description relation.</p>
</div>
<div>
<p><em>Keywords: human description, contrastive analysis</em></p>
</div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div>
<p> <strong>A Contrastive Analysis of Human Description and Their Effects on Education: Modern vs. Islamic</strong></p>
<div>
<p style="text-align: justify;">The paradigms of civilizations about the world and the human, as the holy and the most valuable creature in the world, are shaped by their perceptions of creator and human – as the respondent of civilization-. For this paper, it is essential to describe the two compared civilizations’ general characteristics and perceptions about the related concepts.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Modernism consists of secular paradigms which feeds various world views. Beginning with the renaissance, it was, at first, only an effort to construct a new method for religious readings and studies. It was not a coincidence that this reform movement emerged in Christian world. For the religion was under the pressure and control of priesthood, who were acting in Allah’s name, this innovation movement took the responsibility to eliminate the priesthood. With the Age of Reason, philosophers assumed that there was a relation between nature and human intellect through which human could grasp the universe. In Enlightenment Era, many philosophers proposed that human did not need supernatural powers and metaphysic explanations to understand and explain the rules of universe. In this era, it was widely accepted that nature and universe should be explained and grasped without referencing religious and metaphysic truths. (Demirel, S. (2008, December). A Rupture in History: Modernity. Rıhle, 3, 18)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>In the human perception of modern western society, Malthus has a great influence with the help of his studies. According to Perelman (1967), “Malthus proposed that food increases according to an arithmetical progression, while population increases geometrically. The empirical basis of his theory was slim indeed, consisting mainly, of a &#8220;rapid increase” the population in several countries&#8221;. (p. 81) Nevertheless, Malthus offered harsh solutions. According to Robert Malthus, the scarcity can only be hindered only if medicine develops no more and poor are emasculated. Instead, Malthus suggested that only rich should produce children.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>These views of Malthus started a landmark which affected many other scientist and philosopher. C. Darwin was one of Malthus’ followers. (Downs, B.R, 1956. p. 234.) According to Darwin, “Natural Selection mechanism works insensitively and silently. Whenever and wherever an opportunity emerges, each creature tries to adjust itself to the organic and physical conditions with the instincts.” (Darwin, 1859. p. 57) Darwin also proposes a perfection mentality for the creatures. Together with the human, every creature of today has evolved from a primitive and simple ancestor. For this reason and with these basic elements of modern science literature, philosophers, scientist and researchers inquired human with the primitive shape of it. Currently the disagreement about the Evolution theory of Darwin is over the origin, age, and spread of modern human behavior. One source of this disagreement is the absence of a coherent body of theory defining modern human behavior.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Rather than focusing on the development of theory, many researchers have suggested behavioral traits that are thought to be modern and concentrated on the empirical record for the antiquity and distribution of those traits. For example, it has been argued that the systematic manufacture of formal tools from raw materials other than stone is a hallmark of modern humans and that pre-40,000-year-old hominids were scavengers rather than hunters of large prey and therefore not behaviorally modern.  Symbolic actions such as burial of the dead, production of personal ornaments and “art,” and the use of ochre for decoration are further often-cited traits for identifying modern behavior.( Henshilwood, M. (2003, December). The Origin of Modern Human Behavior. Current Anthropology, 5, 627)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Beside the evolution theory, Machiavelli has contributed much to the modern society of west. He proposes to be generous about the things which belong to the others. It is harmful to give our own belongings, being generous by giving our own belongings, only make us poor and miserable. He described human who is greasy, untrustworthy, coward and gluttonous, as described in &#8220;Prince&#8221; of Machiavelli.   (Downs, B.R, 1956. p. 32.)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Human relations are clinical and only for a certain purpose in modern societies. Hence, this situation gives the human a freedom emotion, through which, especially, the social relations are not connected with anything and anyone. This thinking mechanism proves that modern human does not think with the effect of traditional establishments (marriage, parent, church), but with their own personal emotions and sentiments. In modern society, love instead of marriage, an enterprising occupation instead of a stable work, and, as a completely personal experiment, belief instead of religion is looming large. (Reijen, W. 2003. P.84)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>When it comes to Islamic –human- description, spirituality and the education find a great place in it. Human is created as the caliphate of Allah, and sent to the world to be examined. Human can only be human with the education, it does not have the capability to improve its skills on its own. Human has always been in need of others with this side. Hence, human is obliged to gather, evaluate and learn others’ experiences by benefiting from them. With these functions, human is completely different than the animals. Animals , however, are gifted from birth to fulfill their characteristic activities and they do not have a culture to take and portion to the next generations. Human constructs bridges between generations by the help of social side of education. Through the education, human learns how and what to believe in, how to adjust the behaviors according to the certain rules.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>The Arabic word for &#8220;religion&#8221; ( deen ) itself has a strong association with intellectual and civilized life, and can be compared to similar concepts in the Western intellectual heritage. Deen refers not to a human institution, but to a state of being (Islam is called &#8220;the deen.&#8221;). Investigation of this concept leads to the Arabic root d-y-n, whose meanings underscore the relationship between spiritual, intellectual, and civilized life. The root&#8217;s four primary meanings are: mutual obligation, submission or acknowledgment, judicial authority, and natural inclination. Deen expresses the idea of obligation toward one God, based on natural inclination towards the Creator. The root d-y-n also connotes the idea of debt or indebtedness, transactions involving the exchange of trusts and obligations. The word for city— madinah —corresponding to the Greek civitas, comes from the same root. A city is a community of complex social relations and transactions based on responsible and reciprocal fulfillment of obligations, submission to civil judgment and authority. The idea of &#8220;civilization&#8221; (again paralleling civitas) is also associated with d-y-n ; the verb tamaddana means to found cities, or to humanize thought, and tamaddun means &#8220;civilization&#8221; or &#8220;refinement of society.&#8221; Thus, religion and education are brought together in the human enterprise of knowing and glorifying the Creator, and seeking knowledge and putting it to beneficial use in society. This knowledge is developed and transmitted to ensure the continuation of civilized society. (Douglass, S. (2004) Defining Islamic Education. Current Issues in Comparative Education, Vol. 7. p. 13, 14)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>In education, the values of the individuals shapes the carrier of them. For this reason, the human paradigm collectively and directly affects the process and functions of education system. Modern civilization does not need a new philosophy to construct due to the based and strength of the previous philosophies. Since the primary, elementary and high school procedures are organized in Western and modern point of view, it eases to build new floors and add new flats to this base, consequently great numbers of human masses easily adopts the basis. Since Modernity tries to be as much inclusive as it can, it creates easily applicable concepts to be applied and adopted by every paradigm and masses of people. (Özel, İ. 2011, Üç Mesele. p. 67)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Allah says Muslims to do and struggle for their best while they are doing something. The principles and procedures of Islamic education are applied for a certain purpose, which forms the values and aims of an educator and the methods of professional development. Islam introduces short and long term aims for the education process. The first of them is to reveal the inner and secret tendencies of human. The second short term aim is to fulfill daily routines. While a Muslim educator is teaching, ineffectual and useless knowledge should be omitted. “We entreat Allah’s indulgence from useless knowledge.” (İbn mace, Mukaddime, 23; Dua, 2, 3; Muslim, Zikr, 73)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>On the other hand, when the modern education paradigm is considered, whether it is useful or not, instructors rarely think about necessity of their issues and courses. Furthermore, with the Modern System, we , as the individuals and instructors in the system,  are bringing up good and acquiescent citizens, while Islam aims to bring up propitious human and , finally, community. This is because of modern paradigms’ strict knowledge and intellect fanaticism. (Bayraklı, B. 1980, İslam’da Eğitim. p. 271)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>According to Islamic education, knowledge is a means of right behavior and having fear of Allah. And in Islamic instruction, learners are not left the learner with the book on his/her own. A murshid (instructor, guide, professor) must certainly be in the learning process. On the contrary, modern education has always had a susceptibility to leave the learner with the book. Modern education prepares such an environment for the sake of individualism. However, we can see the examples of personalized teaching in Islamic education and the professional life of an Islamic instructor consisted nearly of this personalized teaching.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>As Brennet stated, the Qur’anic schools and majlis placed their primary focus on individualized instruction, so that each student is allowed to progress at his or her own rate. This personalized, tutorial approach to teaching enables an effective teacher to identify and to respond to the needs and the abilities of individual students, and to assist to best and the brightest to advance in their studies at a very rapid rate. This approach to teaching could be very effective in identifying and promoting young talent, and it is worth noting that the intellectual ability and promise virtually all the renowned Islamic scholars (Mevdudi, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub) in this region in recent centuries is recorded as having been recognized in their youth. (Brennet, L. 2008. Schooling in Islam. p. 205)</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;"><strong>Conclusion</strong></p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>As it can clearly be seen from the comparative analysis of two paradigms, Islam values human as the most honorable and valuable thing in the world. Describing human as the most valuable thing in the world results in various beneficial contribution to the education. A real plan and procedure are arranged for an Islamic way of education and the expectations are clear from the educator. The aims are to provide a systematic society order and the education means “being the best, beneficial, propitious” by bringing up good and believing generations. In the Islamic history, the most renowned scholars are recognized in their youth, due to the systematic, unique and connate education of Islam.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>On the other hand, Modern systems does not show a way and route to follow, everyone should create them for their own. Since the modern system cannot define the people in its connate form, the emergent order of today’s modernism does not meet the human organism’s need, expectations and norms. Adding an adjective to an animal is the general characteristic of modern philosophies. These paradigms caused a mixed, unplanned and non-specific world view for masses of people around the world. As the aims are centered around the benefit; prosperity, peace and assent based community of Islam has corrupted and these modern problems have emerged from the corruption.</p>
</div>
<div style="text-align: left;">
<p style="text-align: justify;">A conclusive analysis can exemplify the situation. Prometeus is one of the titan-rooted god in Greek Mythology. He stole fire from Olympos, although he knew he would be punished, he upheld human. He was a person who had the capability to foresee and had intellect. Modernism is the product of philosophers who see themselves as Prometeus. Modernism have always found advance in conflictions. It should attack, burn and receive punishment. Hence,  science means stealth of fire. As an educational aim, prophet İdris example can be very suitable. He is the first human who can write and sew clothes. Allah took him to the heaven when he was alive. A human and the Creator set up relations based on benefaction. One of the paradigms sees prospering in stealing the fire, the other is seeing the prosperity in writing. The confliction of Prometeus was because of his having intellect according to western civilization. In mythology, it was stated that Prometeus was attached to the stones in Circassia and eagles ate him. Namely, being human or upholding human needs to be tortured. On the contrary, however,  in east paradigm, upholding and being human give a unique position to the human, as prophet İdris took.</p>
</div>
<div style="text-align: left;">
<p>&nbsp;</p>
<blockquote>
<div>
<p><strong>REFERENCES</strong></p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<p>Bayraklı, B.(1980). İslam’da Eğitim. İstanbul, Dergah Yayınevi</p>
</div>
<div>
<p>Brennet, L. (2008). Schooling in Islam. Princeton University Press</p>
</div>
<div>
<p>Douglass,S. Shaikh, M. (2004). Defining Islamic Education: Differentiation and Applications. Current Issues in Comparative Education. Vol.7 (1)</p>
</div>
</div>
<div>
<p>Downs, R. (1956). Books That Changed the World. Washington, D.C., New American Library.</p>
</div>
<div>
<div>
<p>Henshilwood, C. Marean, C. (2003). The Origin of Modern</p>
</div>
<p>Human Behavior, Current Anthropology, Vol. 44, Number 5.</p>
<p>Jorde, L. Rogers, A. (1995). Genetic Evidence on Human Origins. Human Biology 67(1).</p>
<p>Özel, İ. (2009). Üç Mesele. Istanbul, Şule Yayınevi.</p>
<p>Perelman, M. (1993). Marx and Malthus: The Concept of Natural Resource Scarcity.</p>
</div>
</div>
</div>
</blockquote>
</div>
</div>
</div>

<p class="sayac_bilgi">8 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/modern-ve-islami-literaturde-insan-tanimlarinin-egitim-uzerindeki-etkisine-dair-karsilastirmali-analiz-a-contrastive-analysis-of-human-descriptions-and-their-effects-on-education-modern-vs-islam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşanabilir Türkiye</title>
		<link>http://www.fecir.org/yasanabilir-turkiye/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/yasanabilir-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 11:25:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Buğra Özler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[gorus]]></category>
		<category><![CDATA[milli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanabilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=350</guid>
		<description><![CDATA[“Nizam’la bismillah, Selamet’le inşallah, Refah’la maşallah, Fazilet’le elhamdülillah, Saadet’e ulaşanlara selam olsun…”                Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN (1970-İzmir) 200 yılını, topraklarından beslenmeyen, ithal ve taklitçi ideolojilere harcatmış lider bir ülke için, 1069’da yepyeni bir sayfa açılıyordu. İlerlemenin batı taklitçiliğiyle atbaşı gittiği, zenginlikler içerisinde yüzüp karaya oturmaya yüz tutan, diğer taraftan; uluslar arası arenada üzerinde hayati [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><em>“Nizam’la bismillah, Selamet’le inşallah, Refah’la maşallah, Fazilet’le elhamdülillah, Saadet’e ulaşanlara selam olsun…”</em></p>
<p align="center">               Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN <em>(1970-İzmir)</em></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-356" title="erbakan-san" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/erbakan-san-300x180.jpg" alt="" width="180" height="108" />200 yılını, topraklarından beslenmeyen, ithal ve taklitçi ideolojilere harcatmış lider bir ülke için, 1069’da yepyeni bir sayfa açılıyordu. İlerlemenin batı taklitçiliğiyle atbaşı gittiği, zenginlikler içerisinde yüzüp karaya oturmaya yüz tutan, diğer taraftan; uluslar arası arenada üzerinde hayati hesapların yapıldığı ve halkının bihaber ve biçare bırakıldığı böylesi bir dönemde, topyekun bir uyanış olarak <em>“Milli Görüş”</em>, inançlı kadrolarıyla yeni bir düzenin, Hakk’ın ve adaletin tecellisi oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli Görüş; “Yaşanabilir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye” hedefleriyle Türkiye’ye, “<em>Yeni Bir Dünya”</em> idealiyle de vahşi düzene, kardeş ve mazlum coğrafyaların çektiği tüm sıkıntılara çare olmayı kendisine gaye ve <em>“dava”</em> edinerek, İttihad-ı İslam’ın ve yeni fetihlerin anahtarı konumuna geldi. Bu uzun ve çileli yolda ilk yapılacak, lider Türkiye’yi tam bağımsız ve güçlü bir ülke konumuna getirmek olabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne dün ne de bugün, montaja endeksli bir sanayi algısı, ülkeleri sömürü, geri kalmışlık ve dilencilikten kurtaramaz. Kalkınmış, zengin bir Türkiye ancak Ağır Sanayi ve Milli Harp Sanayisi ile mümkün olabilir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan, ilk hükümet ortağı olduğu Ocak 1974’ten başlayan süreçle birlikte, 200 fabrikanın plan ve projelerini hazırlayıp, temelini attı. 70 dev tesis bitirilmekle birlikte kar da sağlandı. 130 fabrikanın kaba inşaatı ve hizmet binaları bitirilip, bazılarının makineleri dahi hazırlatıldı. Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Türkiye üzerindeki uluslar arası ambargo ve yoğun baskılara rağmen, milli birlik ve beraberliğin <em>“İCRAATLA”</em> kesişmesi, işte böylesine hayırlı sonuçlar verdi. Milli Görüş’ün sanayileşme konusundaki yoğun çabaları, koalisyon ve Refah-yol hükümetleri döneminde de sürdü. Bu büyük azmi ve davayı en güzel özetleyen sözler yine Erbakan Hoca’dan geliyordu:</p>
<p style="text-align: center;"> <em>“Ağır Sanayi, diğer sanayileri kuran sanayi; fabrika üreten fabrikadır!” </em><em>(1977)</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em></em><span style="text-align: justify;">Yaşanabilir Türkiye; faiz, rantiye ve borç sarmalının ekonomik süreçlerde yer almadığı bir Türkiye’dir. Çünkü faiz; üretenden alıp, üretmeyene daha fazla tüketim hakkı verir. Çünkü rantiye, sadece büyük ve karanlık sermaye sahiplerine fahiş gelirler kazandırarak, toplumdaki en büyük uçurumu, gelir adaletsizliğini meydana getirir. Çünkü borç, faiz ve rantiyeyle birleşerek en büyük ekonomik ve sosyal buhranları orta yere çıkarır.</span></p>
<p style="text-align: justify;">İşte tüm bu hastalıklardan arındırılmış, tam ve mütekamil bir sistem olarak <em>“Adil Ekonomik Düzen”</em>, yine Milli Görüş ile ortaya kondu. Faizin “dünya gerçeği ve ekonominin vazgeçilmez şartı” olarak algılandığı ve uygulandığı kapitalist sistemin finansal emniyet supapları, bu sayede <em>“para satarak”</em>, hem ekonomileri büyük krizlere sürükleyerek daha fazla sömürü pazarı oluşturur, hem de yüksek girdi maliyetlerine sebep olarak enflasyon ve pahalılığa neden olur. Toplumun büyük çoğunluğu hak ve gelir kaybına uğrarken, nüfusun %1-2’sini oluşturan mutlu azınlık <em>“açlıktan ölme özgürlüğü kimsenin elinden alınamaz”</em> gibi liberal bir zihniyetle, ekonomi pastasından aslan payını alır. Faizi ortadan kaldırarak enflasyon ve pahalılığı sistem dışına iten Adil Ekonomik Düzen, dolaylı vergileri de sistemden çıkararak üretimi ve reel büyümeyi destekler. Sadece 11 ay süren 54. hükümette, Milli Görüş’ün ekonomiyle alakalı birkaç icraatına bakılacak olursa, Yaşanabilir Bir Türkiye’den kastın ne olduğu açıkça ortaya çıkar. Cumhuriyet tarihinin <em>“ilk”</em> ve <em>“tek”</em> denk bütçesi, Milli Görüş ile yapılmıştır. 54. hükümet işbaşına geldikten yalnızca 15 gün sonra memura %50, Bağ-kur emeklisine %300, asgari ücrete %100 zam yapıldı. Rantiyecilerin uykularını kaçırsa da, Hazinenin borçlanma karakteri <em>“Havuz Sistemi”</em> ile değiştirildi ve tekelci sermayenin kredi musluğu ile yüksek faizle devleti borçlandırma musluğu kesildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve… Kardeş coğrafyalarda zulüm, sömürü, kan ve gözyaşı sürdüğü müddetçe, Türkiye yaşanabilir olmaktan uzaktır. Ne zaman ki bu coğrafyaya zulmün yerine adalet, baskı ve tahakkümün yerine işbirliği, savaş yerine barış hakim olur, ancak o zaman her yönüyle <em>“Yaşanabilir Bir Türkiye” </em>kurulur.</p>
<p style="text-align: justify;">Millete ve ümmete gülümseyen, gücü değil Hakk’ı üstün tutan <strong>ADİL BİR DÜZEN</strong> kuruluncaya dek…</p>
<p style="text-align: center;"><strong> Yürüyoruz… Varacağız!</strong></p>
<p style="text-align: right;" align="center">Fecir &#8211; 18. sayı</p>

<p class="sayac_bilgi">13 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/yasanabilir-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi</title>
		<link>http://www.fecir.org/tahir-buyukkorukcu-hocaefendi/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/tahir-buyukkorukcu-hocaefendi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 21:04:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bilal Turan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fecir Portre]]></category>
		<category><![CDATA[alim]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[hoca]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[tahir büyükkörükçü]]></category>
		<category><![CDATA[tahir hoca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=332</guid>
		<description><![CDATA[1940 yılının siyasi baskıları ve yasakçı tutumuna rağmen; kitaplarını gömleğinin içinde saklayarak hocasından icazet alıncaya kadar tek başına kararlı bir şekilde eğitimini tamamlar. Konya’nın meşhur Hoca Efendilerinden Hacı Veyiszâde Mustafa Kurucu Hocadan Hadis ilmini öğrenir. Ebû Said Muhammed Hâdimi hazretlerinin Berika adlı eserini de, Kurucu Hoca’dan okur. Bu arada, o günün hafızlık merkezi olan Bulgur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-334" title="PLJIBbnv" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/PLJIBbnv-300x195.jpg" alt="" width="180" height="117" />1940 yılının siyasi baskıları ve yasakçı tutumuna rağmen; kitaplarını gömleğinin içinde saklayarak hocasından icazet alıncaya kadar tek başına kararlı bir şekilde eğitimini tamamlar. Konya’nın meşhur Hoca Efendilerinden Hacı Veyiszâde Mustafa Kurucu Hocadan Hadis ilmini öğrenir. Ebû Said Muhammed Hâdimi hazretlerinin Berika adlı eserini de, Kurucu Hoca’dan okur. Bu arada, o günün hafızlık merkezi olan Bulgur Tekkesinde hafızlık çalışmalarına devam eder.</p>
<p style="text-align: justify;">1951 yılında Konya Merkez Vaizliğine atanan Tahir Büyükkörükçü, 1960 yılına kadar etkili vaazlarına devam eder. 1960 ihtilalinden sonra Burdur’a sürülür. Ancak 1965 yılında Konya Merkez Müftüsü olarak geri döner.  1973 yılında emekliye ayrılan Tahir Hoca, 1977 seçimlerinde merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın lideri olduğu Milli Selamet Partisi’nden milletvekili adayı olur ve seçilir. Ancak 12 Eylül darbesi olur ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile birlikte hapse atılır. Beraatinden sonra Konya Kapu Camii’nde 1999 yılına kadar sohbetlerine devam eder.</p>
<p style="text-align: justify;">5 Mart 2011 tarihinde yakın dava arkadaşı merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocanın vefatından bir hafta sonra vefat eder. Allah rahmet eylesin. Kendisinden Allah razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu ise Tahir Hoca’dan dinleyelim:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Daima Birlik Çağrısı Yapardı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Aşımız bir, Allah’ımız bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir, canımız bir, kanımız bir, gayemiz bir, davamız bir, ecdadımız bir, tarihimiz bir… Geleceğe birlikte bakıyoruz. O halde bu ihtilafın, bu tefrikanın adı ne?”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gerçek bir Vatanseverdi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?</p>
<p style="text-align: justify;">Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda</p>
<p style="text-align: justify;">“Genç evladım, bu senin İstiklal marşın. Masal değil, hikaye değil, safahatta şiir değil. İstiklal marşın bu senin.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gençlere Güvenirdi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Şimdi Rabbime milyarlarca hamd ediyorum farklıyız neden? 6.000 Kuran kursumuz, 580 imam hatip okulumuz, 20’nin üzerinde ilahiyat fakültemiz var. Ve milyonun üzerinde yeni bir neslimiz var. Geliyor imanlı, inançlı, hakka inanan bir nesil geliyor. Onun için bugün farklıyız elhamdülillah.” (Eski konuşmalarından)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tevazu Sahibiydi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Bunlar mahşerde bizi yalnız bırakmayacaklar. Hocamızı almadan cennete girmeyeceğiz diyecekler inşallah. O kürsüde bizim için yıllarca ter döktü. Bütün şartlar ne olursa olsun ömür boyu bize gerçekleri hatırlattı. Hakikati söyledi. Cennete giderken “hocamızı almadan gitmeyiz diyecekler. Böyle umuyorum inşallah.”<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Onun bir Derdi Vardı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Şu dünyada bir saat dahi ömür istemiyorum. Ama şu günleri görmek için Rabbim ömür ver diye dua ediyorum. Hayata vahyin hakim olduğu, bir buçuk milyarın kardeşçe kucaklaştığı, 55 İslam devletinin bir ruh, bir kalp, bir el, bir yumruk, bir beden, bir gönül haline geldiği mesud günü görmek için Rabbimden ömür istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Varlığımız, nefesimiz ve nefsimiz; her şeyimiz, İslam’ın izzetine feda olsun Yüce Rabbim. Onun için doğurduk, onun için büyüttük, onun için okuttuk, onun için koşturuyor evladımız ve torunlarımız. Niye? İslam’ın izzet günlerini göster Allah’ım diye. “</p>
<p style="text-align: justify;">Tahir Hocamız, bir Mevlana hayranıydı ve vaazlarında binlerce Mesnevi beytini ezbere okumuştur. Mehmed Akif’i çok sever; üstad Necip Fazıl’la çok muhkem dostlukları vardı. Ali Ulvi Kurucu ile de sohbetlerine doyum olmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, yılın altı buçuk ayını Medine ve Mekke’de geçirirdi. Bunun nedeni ise ölümünün Medine’de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanı başında olmasını istemesindendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sohbetinde yakınlarına şunları vasiyet etmişti: Ben bir kapının kuluyum o da Allah kapısı, bir kapının kölesiyim o da Hz.<img class="alignright  wp-image-335" title="news-1a2db79f4e15d5b11445" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/news-1a2db79f4e15d5b11445.jpg" alt="" width="186" height="139" /> Muhammed (s.a.v.)’in eşiği. Kardeşlerime öyle diyorum: Dudağım, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in eşiğinde; yanağım, görebilirsem onun topraktaki ayak izinde. Alnım demiyorum bakınız o Allah’a aittir. O secde için kullanılır. Rabbim bana bin yıl da ömür versen bu neşeden ayırma diye duacıyım inşallah. Oğluma vasiyetim bu, torunuma vasiyetim bu, kızıma vasiyetim bu, kardeşlerime vasiyetim bu. Kapu caminin muhterem cemaati; eğer kabul buyurursanız size de vasiyetim bu. Elinizi arşa açıp; alnınız secdede, dudağınız Hz.Muhammed (s.a.v.)’in eşiğinde, yanağınız fahri kainatın  izinde olsun inşallah. Mevlamız bizi bu büyük neşeden ayırmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Tahir Büyükkörükçü hocamıza Allah’tan rahmet dileriz. Kendisinden Allah razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">

<p class="sayac_bilgi">49 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/tahir-buyukkorukcu-hocaefendi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

