<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fecir</title>
	<atom:link href="http://www.fecir.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fecir.org</link>
	<description>Genç, inancı ve ideali uğrunda fedakarlık yapabilendir.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Apr 2012 13:02:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Hakikatte Cihad</title>
		<link>http://www.fecir.org/hakikatte-cihad/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/hakikatte-cihad/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 12:55:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Acar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=709</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımı İslam dünyasının halihazırdaki durumuna rağmen, tüm Dünya Müslümanlarının  dikkatine sunuyorum. “Eğer hakikati arıyorsanız hayatınız asla eskisi gibi olmayacaktır.”[i] Müslüman bilmekle mükelleftir. Daha da ötesinde hakikati bilmekle mükelleftir. Nedir bu hakikat? Bu hakikat, eşref-i mahlukatın sırrıdır. Yani eşref-i mahlukat olabilmenin sırrıdır. Öncelikle kendini bilmekle başlar eşref-i mahlukat olabilmek. Biz neyiz? Nereden geldik? Ne yapıyoruz? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-710" title="jihad" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/jihad-300x185.jpg" alt="" width="300" height="185" />Bu yazımı İslam dünyasının halihazırdaki durumuna rağmen, tüm Dünya Müslümanlarının  dikkatine sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">“Eğer hakikati arıyorsanız hayatınız asla eskisi gibi olmayacaktır.”<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_edn1">[i]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman bilmekle mükelleftir. Daha da ötesinde hakikati bilmekle mükelleftir. Nedir bu hakikat? Bu hakikat, eşref-i mahlukatın sırrıdır. Yani eşref-i mahlukat <span style="text-decoration: underline;">olabilmenin</span> sırrıdır. Öncelikle kendini bilmekle başlar eşref-i mahlukat olabilmek. Biz neyiz? Nereden geldik? Ne yapıyoruz? Basit gibi görünen bu itikadi sorulara cevap verdikten sonra meselenin biraz daha ötesine giderek, bizi yaratanı bilmektir. Düşünelim şöyle derinlemesine; hayata yeni başlayan bir bebek, etrafında olan biteni anlamaya, dünyayı tanımlamaya çalışırken ilk önce anne ve babasını tanır. Onlara sığınır. Yine konuşmaya başlarken ilk öğrendiği yegane kelimeler anne ve baba nidalarıdır. Büyürken geçirdiği süreç içerisinde dedesini, ninesini tanır. Daha sonra halasıyla, dayısıyla muhatap olur. Sonra memleketini tanır, devletini, milletini, dinini öğrenir, hasılı içinde bulunduğu çevrenin ne olduğunu öğrenir ve böylelikle kendisinin ne olduğunu bilir. Bu “bilmek” arayışı insanın fıtri bir özelliğidir ve yine aynı şekilde kendisini yaratanı bilmek de bir ihtiyaç, bir zorunluluktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Rabbini bilen insan büyük oranda, yaşam gayesini çözmüş, eşref-i mahluk olmuş demektir. Tabi ki hakikati bilmekte belirli mükellefiyetler getirecektir ki Rabbimiz’i bildiğimizi, zihinsel olarak kavradığımızı, fiiliyat ile de gösterebilelim. Sadece ve sadece ona kul olduğumuzu göstermek de yine kalp ile tasdikten sonra fiiliyat gerektirir. İşte bu noktada Rabbimizin bizlere indirmiş olduğu kitabı -Kur’an-ı Kerim- ve bizlere göndermiş olduğu –Resulü- Efendimiz (s.a.v), itikadi konularda bizlere rehber olduğu gibi fiiliyatta da yani kulluk konusunda da bir rehber olmuştur ve her daim olacaktır. Rabbimizin kelamı olan yüce kitabımız Kur’an-ı anlamak için de bizlere yol gösterici olacak olan yine O’dur. Kur’an bizzat Efendimiz (s.a.v) şahsında, Efendimiz (s.a.v)’in ümmetine indirilmiştir. Yani kitabımızı bize öğretecek olan da odur. Hal böyleyken bizler inananlar olarak Kur’an-ı rehber, Efendimiz (s.a.v)’i örnek alıp Rabbimize karşı kulluğumuzu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmalıyız. Bunun için de Efendimiz (s.a.v)’in hayatını iyi bilmemiz gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Efendimizin hayatını bilmek Kur’an-ı bilmek, Rabbimizi bilmek demektir. Efendimiz ile birlikte Ashab-ı Güzin’i bilmek demektir. Evet, Asr-ı saadet yıllarını bilmekten bahsediyoruz, Alemlerin Sultanı’nın bilfiil yeryüzünde var olduğu zamanlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Kulluklarıyla, hayatlarıyla ve dahi ölümleriyle, Allah için geçen ömürleriyle İslam’ı yaşamış ve <em>İslamsız saadetin olmayacağını, olamayacağını</em> anlatmışlardı <em>tüm nesillere ve çağlara</em>.  İslam’ın temel kurallarını bu dönemde hep birlikte benimsemiş ve Ehl-i Sünnet’in yolunu çizmişlerdi.  Allah Resulü, İslam’ı iliklere kadar nakşetmişti. Bu uğurda nice canlar verilmiş, şehadete erişilmişti. İşte bu nakışın en önemli ipliklerinden ve bu dönemdeki gibi her dönemin olmazsa olmazlarından birisidir Cihad.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“ Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah&#8217;ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_edn2"><strong>[ii]</strong></a> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Buhârî&#8217;nin rivayeti şöyledir: Ebû Hureyre radıyallahu anh Resûlallah’a şu soruyu sorar:<br />
-Yâ Resûlallah! Bana cihada denk bir iş gösterseniz? Resûl-i Ekrem:<br />
-&#8221;Cihada denk olacak bir iş bulamıyorum ki&#8221; buyurdu; sonra da şöyle devam etti:<br />
&#8220;Allah yolunda cihad eden kimse yola çıktığında, sen de mescidine girip hiç ara vermeden namaz kılmaya, hiç iftar etmeden oruç tutmaya güç yetirebilir misin?&#8221; Soruyu soran kişi:</p>
<p style="text-align: justify;">-Buna kim güç yetirebilir ki? dedi.<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_edn3">[iii]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Cihad, manası itibariyle tüm bir ömrü kuşatacak kadar kudretli bir kelimedir. Cihad ümmetin kurtuluşunda anahtar görevindedir. Eğer biz cihadı anlayamaz isek hakikati bulma noktasında sıkıntılar yaşayacağımız çok açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cihad öyle bir ibadettir ki canla, malla ve yahut sevdiklerimizle bize ait olan ile Rabbimiz’e yönelmek, onun rızasını kazanmak için her şeyimizi feda etmektir. Cihad, Allah yolunda takatimizin sonun kadar çalışmak ve onun rızasını kazanmak için ne gerekiyorsa yapmak. Mümin bir kişi namazdan ne derece sorumlu ise cihad’tan da yine aynı ehemmiyette sorumludur.  Müslüman’ın olmazsa olmaz bir parçasıdır, ibadetidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Mü&#8217;minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va&#8217;detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.”<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_edn4"><strong>[iv]</strong></a></em></p>
<p style="text-align: justify;">Ebû Hüreyre radıyallahu anh &#8216;den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: &#8220;Allah yolunda yaralanan bir kimse, kıyamet gününde yarasından kan akarak Allah&#8217;ın huzuruna gelir. Renk, kan rengi, koku ise misk kokusudur.”<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_edn5">[v]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Hakk bize bu ibadetimizin karşılığını misliyle vereceğini vaad’etmektedir. Allah, müslümanın bu dünyada kendini Rabb’ine adamasını ebedi alemde mutlak bir mükafat ile neticelendireceğini bildirmiştir. Rabbimiz bizlere hakikati göstermiş ve bu hakikate uymamız gerektiğini söylemiştir. Hakikate uymadığımız ve batıl ile hemhal olduğumuz takdirde ise gazaba uğrayacağımızı belirtmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bizler hakikati bildikten sonra cihad’tan nasıl geri durabiliriz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Allah Resulü (s.a.v), bu dünyadan ebedi aleme hicret edinceye kadar “cihad”ı en güzel şekliyle biz Müslümanlara yaşayarak öğretmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Şimdi sen ne ile emrolunuyorsan (kafalarını çatlatırcasına) apaçık bildir. Müşriklere aldırış etme.<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_edn6"><strong>[vi]</strong></a> </em>ayet-i kerimesi nazil olunca Resulullah (s.a.v) Mekke müşriklerine karşı tebliği açıktan yapmış, onların zulüm ve karalamaları karşısında cihaddan geri durmamıştır. Yapılan işkenceler karşısında Hz. Peygamber (s.a.v.) ve onun sahabeleri sebat göstermiş, Allah’ın gösterdiği yol ile devam etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">En zor zamanlarda dahi Allah’a hamd etmiş, sonuna kadar mücadeleden ödün vermemiş ve nihai başarıya ulaşmışlardı. Bunun ete kemiğe büründüğü en güzel örnek Uhud Savaşı’dır herhalde.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Uhud, müslümanların müşriklere karşı vermiş olduğu en çetin imtihanlardan birisiydi. Savaş öncesi İslam ordusu teknik olarak müşriklerden daha zayıf durumdaydı. Bu olumsuz durumlara rağmen Ashab’ın gözünde zafer, yüreğinde şehadet belirmekteydi. Ne için savaştığını gayet iyi bilen sahabe efendilerimiz Allah’ a şükürlerini ve dualarını bildirmişlerdi her an. Savaş başlamıştı. Müşrik ordusu müthiş bir direnişle karşılaşmıştı. Karşılarında Allah’a inanmış ve O’nun rızasını kazanmak için ölümü sadece basit bir basamak olarak gören kocaman yürekli insanlar vardı. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Müslümanlar o kocaman yürekleriyle savaşıyor fersah fersah müşrik ordusunu dağıtıyorlardı ve sonunda müşrikler geri çekilmeye, kaçmaya başladılar. Daha sonra meydana gelen Okçular Tepesi hadisesiyle bir darbe yemiş ve mağlup duruma düşmüş olan Müslümanlar bu durumda bile birbirine kenetlenmişlerdi. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Okçular Tepesi Hadisesi; Okçular Tepesi’nde Resulullah’ın emriyle görevlendirilmiş olan Müslümanların çoğu savaşı kazandık diyerek yerlerini terk etmişti. Komutanları olarak atanan Abdullah bin Cubeyr arkadaşlarının yerlerini terk etmemesi konusunda uğraş vermiş ancak başarılı olamamıştı. Böyle bir hatayı bekleyen, henüz İslam’la şereflenmemiş olan Mekke komutanlarından Halid Bin Velid süvarileriyle birlikte dağın etrafını dolaşıp Okçular Tepesi’ni kolayca aşarak – Abdullah bin Cubeyr ve beraberindeki bir kaç Müslüman burada şehit olmuştur- Müslümanları arkadan vurmuştur. Bu darbe ile dağılan Müslümanlar geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu darbe Hz. Hamza ve nice İslam erinin  şehid edilmesine ve Efendimiz ( s.a.v) in yaralanmasına sebebiyet vermişti.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Tüm bu olumsuzluklara rağmen müthiş bir kararlılıkla savaşa devam eden Mü’minler kayıp verdikleri halde yenilmeden savaş meydanından ayrılmışlardı. </em></p>
<p style="text-align: justify;">Peygamber Efendimiz (s.a.v)  başta söylediğimiz gibi cihadı Müslümanlara bizzat yaşayarak öğretmiştir. Çok açıktır ki hakikat Allah’a sunulan samimiyette gizlidir. Samimi olarak yapılan cihad Allah katında hakikatin özünü teşkil etmektedir. Her durumda yani olumlu olumsuz her hadisede Allah’a hamd etmeli, onun rızasını kazanmaya çalışmalı ve sadece ondan yardım dilemeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah bizleri cihaddan uzaklaştırmasın ve bizleri cennetinde cihad edenleri ile buluştursun. Cihadı terk etmekten, Allah’ın ve Resulü’nün sözünden çıkmaktan yine Allah’a sığınırız. Selametle.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_ednref1">[i]</a> Abdulkadir Es-Sufi</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_ednref2">[ii]</a> Bakara 218</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_ednref3">[iii]</a> Kütüb-ü Sitte / Buhari</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_ednref4">[iv]</a> Nisa 95</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_ednref5">[v]</a> Buhari, Müslim</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div>
<p style="text-align: justify;"><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Muhammed%20Acar/orjinal.docx#_ednref6">[vi]</a> Hicr 94</p>
<p style="text-align: justify;">
</div>
</div>

<p class="sayac_bilgi">16 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/hakikatte-cihad/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk İslam Toplumunun Teşekkül Süreci</title>
		<link>http://www.fecir.org/ilk-islam-toplumunun-tesekkul-sureci/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/ilk-islam-toplumunun-tesekkul-sureci/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 12:51:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkülü]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=701</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızdaki ana konumuz Medine‘de oluşan İslam Toplumu ve İslam Devleti’nin teşekkül sürecidir. Medine’de yaşanan sürece geçmeden önce konunun daha iyi anlaşılması ve konuda bir anlam bütünlüğünün oluşması açısından Mekke’deki genel durumdan da bahsetmek istiyoruz. Mekke Tarihte insanlar için kurulan ilk mabet Mekke’deki Kâbe olmuştur.[i] Hz. Adem tarafından inşa edilen bu mabet zamanla yıkılmış ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.fecir.org/ilk-islam-toplumunun-tesekkul-sureci/burak-ozturk/" rel="attachment wp-att-704"><img class="alignright size-medium wp-image-704" title="burak öztürk" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/burak-öztürk-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Bu yazımızdaki ana konumuz Medine‘de oluşan İslam Toplumu ve İslam Devleti’nin teşekkül sürecidir. Medine’de yaşanan sürece geçmeden önce konunun daha iyi anlaşılması ve konuda bir anlam bütünlüğünün oluşması açısından Mekke’deki genel durumdan da bahsetmek istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Mekke</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihte insanlar için kurulan ilk mabet Mekke’deki Kâbe olmuştur.<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_edn1">[i]</a> Hz. Adem tarafından inşa edilen bu mabet zamanla yıkılmış ve Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail tarafından yeniden yapılmıştır. Hz. İsmail’den Hz. Muhammed (S.A.V.)’e kadar bu bölgeye peygamber gönderilmemiş ve bunun sonucunda da Mekke’deki insanlar arasında tevhit inancı zamanla tahrifata uğramıştır. Aslında Mekkelilerde ‘tek ilah’ inancı vardı fakat onlar birtakım putları Allah’a aracı kılıyorlardı.<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_edn2">[ii]</a> Ataları Hz. İbrahim’den kalan hac ibadeti ise ticari bir panayır haline gelmişti. Mekke’deki idari yapı, çevredeki şehirlere göre oldukça gelişmişti. Kabilelerden oluşan Mekke Toplumu,          şehirdeki on farklı kabilenin reislerinin üyesi olduğu bir kurul tarafından yönetilmekteydi. Ayrıca şehirde kırk yaşını aşan herkesin katılabildiği Daru’n-nedve denilen bir istişare meclisi bulunuyordu. Mekke’deki ahlaki duruma bakıldığında oldukça kötü bir tablo ile karşılaşıldığını görüyoruz. Kız çocuğu doğduğunda onu gömmekte tereddüt etmeyen ve köleleri en ağır şartlarda çalıştırıp, onlara hiçbir hak tanımayan insanların hâkim olduğu bir toplum karşımıza çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda özetle bahsettiğimiz bir toplumda dünyaya gelen Hz. Muhammed (S.A.V.), vahiy gelmeden önceki hayatında da toplumdaki gayr-i insani ve gayr-i ahlaki yaşantıyla hiçbir zaman uyum içinde olmamıştır. Toplumda Muhammedü’l-emin olarak bilinen Hz. Peygamber (S.A.V.)’in Hilfu’l-fudul cemiyetinde yer alması bunun en güzel misalini teşkil eder.<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_edn3">[iii]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Resulullah (s.a.v)’e vahyin gelmeye başlamasıyla, insanlığın unuttuğu tevhit inancı yeniden hatırlatılmış ve bu vahiy yeni bir toplumun habercisi olmuştur. Allah tarafından gönderilen son din olan İslam<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_edn4">[iv]</a> Mekke’deki putperest inancı reddetmiş, kabilecilik anlayışını yıkarak insanların kardeş olduğunu ilan etmiş, insanların içinde hiçbir hakkı olmayan kölelerin dahi haklarının olduğunu ve insan şeref ve haysiyetine sahip olduğunu, kadınların ve kız çocuklarının da insan değeri görmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu, toplumu değiştirici ve dönüştürücü nitelikteki çıkış, müşrik zihinlerin tepkisini beraberinde getirdi. Atalarından gelen kurulu zulüm düzeninin değişmesini istemeyen, sahip oldukları imtiyazları kaybetmek istemeyen, zenginliklerinin kaynağı olan Kâbe’deki putların yıkılması gerektiği gerçeğini hazmedemeyen müşrikler, Mekke’yi Müslümanlar için yaşanmaz bir hale getirmenin gayreti içerisine girdiler. Birçok Müslüman’a yaptıkları işkence, baskı ve hatta öldürmeye kadar varan zulümler, Müslümanlar için artık hicretin zaruri olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hicret’in Anlamı ve Önemi</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanların maruz kaldığı kötü muameleleri hicretin sebebi olarak zikrettik. Bununla beraber hicretin ifade ettiği anlam hususunda birkaç şey söylemek istiyoruz. Hicreti bir kaçış veya sığınma olarak mı algılamalıyız yoksa daha başka anlamlar mı yüklemeliyiz? Evet, görünüşte hicret bir kaçış olarak görülebilir gayr-i İslami zihinlerde. Fakat biz Müslümanlar olarak bunun böyle olmadığını ifade ediyoruz. Hicret, kesinlikle bir kaçma veya sığınma hâdisesi değildir. Esasında bu göç nihai bir hedef değil, aksine daha uzak ve büyük hedefler için bir başlangıçtır. Nitekim Medine’ye gerçekleştirilen hicret, daha önce yapılan Habeşistan Hicretlerinden sebepleri, gerçekleşme şekli ve neticeleri itibariyle farklılık arz eder. Habeşistan’a gerçekleştirilen hicretler Mekke’de can güvenliği endişesi taşıyan bazı Müslümanların hayatlarını koruma amacıyla tercih ettikleri geçici bir çözümdü. Medine Hicreti ise Müslümanlar için huzur ve güven ortamını tesis etmenin yanında davete daha uygun bir merkez sağlamak amacıyla yapılmıştır. Daha da önemlisi Medine yeni bir millet ve yeni bir devletin inşa merkezi olarak seçilmiştir. Bu nedenledir ki Allah Resulü (S.A.V.) Akabe’deki ilk görüşmeden itibaren belli bir hazırlık dönemini tamamladıktan, özellikle de Medineliler ile II. Akabe Biâtını akdettikten sonra hicret sürecini başlatmıştır. Dolayısıyla Medine’ye hicreti planlı ve uzun vadeli tasarlanan hedeflerin ilk adımı olarak görmek gerekir.<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_edn5">[v]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanların çoğu, küçük gruplar halinde gizlice Medine’ye hicret etti. Hz.Peygamber (S.A.V) ise Hz.Ebubekir ile beraber daha sonra hicretini gerçekleştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Medine’de Yeni Toplum Oluşturma Süreci</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Peygamber (S.A.V.) Medine’ye hicret ettikten sonra İslam’a girmemiş olanlara tebliğini yaparak onları Müslümanlığa davet etti. Bu önemli başlangıçtan sonra Hz. Peygamber (S.A.V.) yeni bir toplum inşası için adımlarını atmaya başladı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Ensar-Muhacirîn Kardeşliği (Muahat)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hicretten sonra atılan en önemli adımlardan biri hiç şüphesiz Mekke’den hicret eden Muhacirler ve Medine’nin yerlisi olan Ensar arasında kurulan kardeşlik bağıdır. Buna göre Medineli bir Müslüman, Mekkeli bir Müslüman kardeşini ve ailesini evinde ağırlıyor ve onlara maddi, manevi her türlü desteği sağlıyordu. Gerçekten bu uygulama ile Müslümanların birbirine sıkı sıkıya kenetlenmesinin en güzel örneğini görüyoruz. Bu uygulama ile insanlar arasındaki ortak zemin kan bağı olmaktan çıkarılıp manevi bir temele dayandırılmıştır. Artık toplum kabilevî ittifaktan akidevî ittifak ortak paydasında buluşturulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Mescid-i Nebî’nin İnşası</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hicretten sonra atılan ilk adımlardan biri de Mescid-i Nebi’nin inşası oldu. Yapılan bu mescid, fonksiyonu itibariyle Müslümanların hayatlarının merkezi konumuna geldi. Mescit, dinî ve ilmî faaliyetlerin yapıldığı yer olmasının yanı sıra idari işlerin de görüldüğü bir yer hüviyeti kazanmıştır. Öyle ki toplumun önemli meselelerinin görüşüldüğü, anlaşmazlıkların karara bağlandığı, dışarıdan gelen elçilerin karşılanıp heyetler arası görüşmelerin yapıldığı bir merkez halini aldı.<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_edn6">[vi]</a></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Medine Vesikası ve İlk İslam Devleti’nin Kuruluşu</span></p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanların Medine’de kendi içlerinde bir birlik oluşturmuş olmasıyla beraber, şehirde hala önemli sayıda gayr-i Müslim bulunuyordu. Şehirde düzen ve güvenliğin tesis edilmesi için Müslim ve gayr-i Müslim toplulukların bir anlaşma zemininde buluşması önem arz ediyordu. Bu sebepten dolayı Hz. Peygamber (S.A.V.) şehirdeki diğer inanç mensuplarının da hak ve sorumluluklarını ihtiva eden bir sözleşme metni düzenlemeye karar verdi. Düzenlenen bu metin dünya tarihinde ilk anayasa olma özelliği taşıyan elli iki maddelik bir sözleşmedir. Bu anayasaya göre şehirde yaşayan bütün insanlar Medinelilik ortak paydasında bir hukuki statü kazanmıştır. Burada önemli olan maddelere bakacak olursak; öncelikle gayr-i Müslimlerin Müslümanlara tabi olduğunu görüyoruz. Hz. Muhammed (S.A.V.) şehirde en yüksek otorite kabul edilmiş ve en son hükmü kendisinin vermesine herkes razı olunmuştur. Buna göre Resulullah (S.A.V.) Medine Şehir Devleti’nin başkanı olmuş ve dini anlamdaki otoritesinin dünyevî otoriteyle desteklenmesiyle beraber İslamî Davet farklı bir boyut kazanmıştır. Bunun gerekliliğini Hz. Peygamber (s.a.v)’in ve Müslümanların Mekke’de yaşadığı tecrübeden anlıyoruz. Çünkü Mekke’de Müslümanlara büyük bir baskı vardı ve İslam ahkâmının tatbik edilebilmesi için dünyevî bir güce ihtiyaç duyuluyordu. Bu anayasadan zikredeceğimiz diğer bir hususta şehrin güvenliği ile alakalı durumdur. Şehre herhangi bir saldırı yapıldığında Yahudiler de Müslümanlara yardım edecek ve şehir beraberce savunulacaktı. Yahudiler, Mekke müşrikleri ve onların müttefiklerine asla yardım etmeyecekti. Şehirde Yahudiler, müşrikler ve diğer gayr-i Müslimler dinlerini yaşamakta özgürdürler. Ayrıca bu anayasada birçok suç ve bunun cezaî müeyyidesi yer almaktadır.<a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_edn7">[vii]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç Yerine</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Muhammed (S.A.V.) attığı adımlarla Medine’de yeni bir toplum ve yeni bir devlet meydana getirdi. Medine’de toplumsal düzenin olmadığı bir yerde kabilevî anlayışa dayalı bir nevî anarşik düzeni yıkıp yerine tam teşkilatlı muntazam bir devlet kurdu. Kurulan bu devlet ile artık İslam Daveti geniş kitlelere yayılacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_ednref1">[i]</a> Ahzab 3/96</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_ednref2">[ii]</a> Tevhid’in mahiyeti ile ilgili olarak Yusuf el-Karadavi’nin ‘Tevhidin Hakikati’ isimli eserine bakılabilir.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_ednref3">[iii]</a> Yazımızın ana konusu itibariyle bu konunun ayrıntısına giremiyoruz. Bununla alakalı olarak herhangi bir siyer kitabına başvurulabilir.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_ednref4">[iv]</a> Aslında Allah tarafından gönderilen bütün dinler İslam’dır. Biz burada İslam kelimesini, Hz. Muhammed (S.A.V.)’in şeriatının özel ismi olarak kullandık.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_ednref5">[v]</a> Apak, Adem, ‘‘<em>Hz.Peygamber(s.a.v)’in Hicret Sonrası Medine’de Örnek Toplum Oluşturma Adımları Üzerine</em>’’ Hz.Muhammed (S.A.V.) ve Evrensel Mesajı Sempozyumu, 2007</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_ednref6">[vi]</a> Apak, Adem, a.g.m.</p>
</div>
<div>
<p style="text-align: justify;"><a title="" href="file:///C:/Users/Turan/Desktop/Eski%20Masa%C3%BCst%C3%BC/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmalar/Fecir,%20KUTLU%20DO%C4%9EUM%20%C3%96ZEL/Burak%20%C3%96zt%C3%BCrk/Bu%20yaz%C4%B1m%C4%B1zdaki%20ana%20konumuz%20Medine.docx#_ednref7">[vii]</a> Medine Vesikası ile ilgili olarak Ahmed Ağırakça Hoca’nın İslam Medeniyeti Tarihi (Ders Notları) isimli eserine bakılabilir.</p>
</div>
</div>

<p class="sayac_bilgi">9 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/ilk-islam-toplumunun-tesekkul-sureci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alemlere Rahmet Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)</title>
		<link>http://www.fecir.org/alemlere-rahmet-hz-muhammed-mustafa-s-a-v/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/alemlere-rahmet-hz-muhammed-mustafa-s-a-v/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 08:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bilal Turan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[alemlere]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[hz. muhammed(s.a.v.)]]></category>
		<category><![CDATA[kutlu]]></category>
		<category><![CDATA[rahmet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=694</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık tarihinde meydana gelen olaylar bazen sadece bir çevreyi ya da milleti etkilemiştir. Bununla beraber öyle olaylar vardır ki bir milleti değil, tüm dünya milletlerini ilgilendirmiştir. İnsanlığı sevince gark eden, huzur ve saadet itibariyle de tüm dünya milletlerini çok yakından ilgilendiren en büyük olay ise Hz. Muhammed (s.a.v.)’in doğumu ve risâleti (peygamberliği) dir. Bu yazımızda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-695" title="MOHAMMED_by_WATER_ARTS" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/MOHAMMED_by_WATER_ARTS-300x239.jpg" alt="" width="300" height="239" />İnsanlık tarihinde meydana gelen olaylar bazen sadece bir çevreyi ya da milleti etkilemiştir. Bununla beraber öyle olaylar vardır ki bir milleti değil, tüm dünya milletlerini ilgilendirmiştir. İnsanlığı sevince gark eden, huzur ve saadet itibariyle de tüm dünya milletlerini çok yakından ilgilendiren en büyük olay ise Hz. Muhammed (s.a.v.)’in doğumu ve risâleti (peygamberliği) dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazımızda O Kutlu Nebi (s.a.v.)’in Rahmet Peygamberi özelliğine dikkat çekerek anlatmaya çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Rahmet, kelime manası olarak; acıma, merhamet etme ve şefkat anlamlarına gelir. Türkçede tam bir karşılığı bulunmayan Rahmet, genel itibariyle tüm yaratılanların iyiliğini isteyip onlara yardım etme arzusunu duymaktır. Kur-an’ı Kerim’de bu kelimeden türeyen isimlerle birlikte yüzden fazla ayette geçmesi Allah (c.c.)’ın rahmetinin ne kadar bol ve tükenmez derecede her şeyi kapsadığını gösterir. Hz. Âdem’den bu yana hak yolu bulmaları için Allahu Teâlâ’nın insanlara kitaplar ve peygamberler göndermesi de onun rahmetinin bir tecellisidir. Aynı zamanda <em>“Yüce Allah, rahmetini yüz parçaya ayırdı; doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle, yaratıklar birbirine merhamet eder. Hatta yavrulu bir hayvan, bir tarafını incitir endişesiyle ayağını yavrusundan sakınır.”</em><em>(1)</em><em> </em>Hadis-i Şerifinde de buyrulduğu gibi Allahu Teâlâ kendi rahmetinden tüm mahlûkata cüz’i miktarda vermiştir. Hz. Peygamber’in rahmet oluşu da <em>“Ve biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.”</em>(2) ayetiyle Kur-an’ı Kerim’de apaçık ilan edilmiştir. Onun bu özelliğini anlamak için ise ondan önceki döneme bir göz atmak gerekir. O karanlık dönemde, Allah’ın evi Kâbe putlarla doluydu. İnsanlar ise şirk ve küfür içindeydi. Kız çocukları utanç kabul edilerek diri diri toprağa gömülmekte, zulüm hüküm sürmekteydi. Adalet mefhumu adeta kaybolmuştu. Akif’in şu iki dizede özetlediği gibi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;</p>
<p style="text-align: justify;">Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!”</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tam böyle bir dönemde Allahu Teâlâ insanlığın kurtuluşu, yeryüzündeki zulmün sona ermesi ve hak yola davet için Hz. Muhammed (s.a.v.)’i insanlığa rahmet olarak göndermiştir. İnsanlığın kurtuluşu için dertlenen, O Kutlu Nebi (s.a.v.) <em>“Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Babanızda birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır… Üstünlük ancak takvada, Allah&#8217;tan korkmaktadır.”</em>(3) buyurarak herkesin aynı ve eşit olduğunu ilan etmiştir.(4) İslam’ı tebliğ ederken kimseyi kırmamış ve incitmemiştir. İnsanlara merhametle yaklaşıp herkesi ve her şeyi şefkatle kucaklamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun merhametini; davetin ilk yıllarında, müşriklerden birinin başına toprak saçması ve kızlarından birinin ağlayarak başını temizlemeye çalışırken, onun sadece <em>“Ağlama kızım! Şüphesiz ki Allah, babanı korur.”</em><em>(4)</em>  demesinde görüyoruz. Onun merhametini, Tâifliler iki ayağı kanayıncaya kadar taşa tuttuklarında, Allah’ın bedduasını kabul edeceğini bildirmesine karşın<em>: ”Hayır, asla! Umuyorum ki ben, Allah (c.c.) bunların da neslinden kendisine ibadet eden ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan kullar yaratacak!”</em>demesinde görüyoruz. Biz onda, muazzam ordusuyla bir damla kan dökmeden Mekke’ye giren O kutlu Nebi’de, bağışlama gücünün farkına varan birini görüyoruz. Mekkeli müşriklerin daha önce ona işkence etmelerine, onu Mekke’den dışarı sürmelerine ve canına kastetmek istemelerine karşın O’nun dediği sadece <em>“Ey Kureyşliler! Size ne yapacağımı tahmin ediyorsunuz? … Gidiniz, hepiniz özgürsünüz.”</em>(5) olmuştu. Biz onda, ağır yükün altında ezilen bir at ya da deve gördüğünde bile üzüntüyle titreyen merhametli bir kalp görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam’ın hızlı bir şekilde kabulünün ve yayılmasının sebebi işte bu rahmetti. O, Allah’ın nizamını yeryüzüne uygulayarak insanlık tarihinin akışını değiştirmişti. Cahiller ve zalimler bilerek O’nu inkâr etseler de, O’na hayâsızca dil uzatsalar da O, bütün âlemlere rahmetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün o rahmete ne kadar muhtacız öyle değil mi? İslam Coğrafyası zulüm altında kan ağlıyor. Rüşvet, dolandırıcılık, fuhşiyat, küfür, şirk, dünyevileşme vb. almış başını gidiyor. Güçlü güçsüzü eziyor, haklıya hakkı verilmiyor. Adalet mefhumu yine yok ortalarda. Bugün eğer tüm bu kötülükler bitecekse, bunun yolu O’nun getirdiklerine tekrar sıkı sıkıya bağlanmakla olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Selam olsun alemlere rahmet olan Hz. Muhammed Mustafa’yı rehber  edinenlere..!</p>

<p class="sayac_bilgi">11 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/alemlere-rahmet-hz-muhammed-mustafa-s-a-v/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Süleyman Arif Emre: Çok Kritik Bir Noktadayız</title>
		<link>http://www.fecir.org/suleyman-arif-emre-cok-kritik-bir-noktadayiz/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/suleyman-arif-emre-cok-kritik-bir-noktadayiz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Mar 2012 17:35:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demiryol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[28 şubat]]></category>
		<category><![CDATA[darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[iman konuşur]]></category>
		<category><![CDATA[milli görüş]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman arif emre]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman arif röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=605</guid>
		<description><![CDATA[1956 yılında Hürriyet Partisi ile başlayan siyaset hayatı boyunca, Milli Görüş Hareketi’nin kurucularından olmuş, Milli Görüş partilerine kurucu üyelikler, genel başkanlık, Milli Görüş hükümetlerinde devlet bakanlığı ve birçok dönem milletvekilliği yapmış, yaşayan bir çınar, tecrübeli bir siyaset adamı ve hukukçu olan Süleyman Arif Emre ile İstanbul Üniversitesi’nde çıkarttığımız Fecir Üniversite Bülteni için röportaj yaptık. Merhum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-681" title="Untitled-2" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/Untitled-2.jpg" alt="" width="152" height="128" />1956 yılında Hürriyet Partisi ile başlayan siyaset hayatı boyunca, Milli Görüş Hareketi’nin kurucularından olmuş, Milli Görüş partilerine kurucu üyelikler, genel başkanlık, Milli Görüş hükümetlerinde devlet bakanlığı ve birçok dönem milletvekilliği yapmış, yaşayan bir çınar, tecrübeli bir siyaset adamı ve hukukçu olan Süleyman Arif Emre ile İstanbul Üniversitesi’nde çıkarttığımız Fecir Üniversite Bülteni için röportaj yaptık. Merhum Erbakan Hocamız ile olan dava arkadaşlığının yanı sıra güncel meselelere de değinen Emre önemli tespitler ve değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M. Tolga DEMİRYOL: 1956 Yılında başlayan siyaset hayatınız boyunca Milli Görüş Hareketi&#8217;nin kurucuları arasında yer aldınız. Siyasi parti genel başkanlığı, kurucu üyelikler, devlet bakanlığı ve birçok dönem milletvekilliği yaptınız. Milli Görüş lideri merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız ile tanışmanızdan bahsedebilir misiniz?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“İspat Hakkı” Kanun Teklifi ve Hürriyet Partisi Denemesi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Süleyman Arif EMRE: Ben daha önce 1955 senesinde kurulmuş olan Hürriyet Partisi&#8217;ne girmiştim, Ankara&#8217;da avukat iken. Demokrat Parti, o zaman Menderes iktidardaydı. Hürriyet Partisi’nin kuruluşu şöyle oldu: Bir çok yolsuzlukları takip etmekte, cezalandırmakta kanun müsait değildi. Mesela birisi bir rüşvet alsa, bir resmi görevli, ya da bir bakan yahut bir başkası, “Bu adam rüşvet aldı” bir gazete yahut şahıs söylese ispat hakkı verilmiyordu. İftira attı, öyleyse hapsolsun diyorlardı. Suçlu serbest geziyordu, doğruyu söyleyen hapse atılıyorudu. Kanun öyleydi. Demokrat Parti’den 19 kişi, milletvekili, o zaman Burdur milletvekilinin profesör Fethi Çelikbaş, başkanlığında, yine kendi partileri olduğu halde,  İspat Hakkı Kanunu diye bir kanun teklif etti. İspat hakkı kanununu teklif edince, Menderes ve o zamanki iktidar, Bayar cumhurbaşkanıydı, kızdılar. Onların 10 kişisini partiden attılar. Onların da 19’u istifa etti, Hürriyet Partisi’ni kurdu. 45 kişi oldu Demokrat Parti’den ayrılanların sayısı.  Hürriyet Partisi bayağı bizim orda Ankara’da genç avukatların çevresinde, flaş bir olay olarak, beğenilen, gençlik tarafından tutulan bir olay olarak kabul edildi ve biz, 150 genç avukatın imzasıyla Hürriyet Partisi’ne katıldık. Böylece siyasi hayata girmiş olduk. Neticede Hürriyet Partisi yürümedi. Menderes rahmetli, erken seçim talebinde bulundu. Hürriyet Partisi’nin gelişmesini önlemek için. Erken seçimi yapınca, biz bir sene sonra yapılan seçimde 4 milletvekili hariç milletvekili çıkaramadık. Çıkaramayınca o parti sönmüş oldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>27 Mayıs’tan Sonra Yeni Partiler Kuruluyor</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ve arkasından 27 Mayıs geldi darbesi geldi. 27 Mayıs darbesinden sonra siyasete izin verildiği zaman, yeni partiler kurulmaya başladı.  Demokrat Parti’nin tabanına sahip çıkmak için bir Yeni Türkiye Partisi var rahmetli Ekrem Alican  Bey’in başkanlığında kurulmuş. Bir de Gümüşpala, emekli generallerden Gümüşpala’nın başkanlığında kurulan Adalet Partisi ortaya çıktı. Sonunda 1961 seçimlerinde mecliste koalisyon hükümetleri kurulmaya başladı. Koalisyon hükümetlerinden sonra yapılan ilk seçimde Yeni Türkiye Partisi’nin tabanı Adalet Partisi’ne kaydı. Adalet Partisi 1965 seçimlerinde tek başına iktidara geldi. Daha önce ara rejim hükümetleri geldi geçti. İnönü başbakan oldu, şu oldu, bu oldu ama  geçici olaylardı. Menderes hükümeti 1955’te  tek başına iktidara geldi. Ben de o zaman Adıyaman’da avukatlık yapmaya başlamıştım. Adıyaman’daki avukatlığım esnasında Hürriyet Partililer geldiler beni il başkanı yaptılar  Yeni Türkiye Partisi’ne. Yeni Türkiye Partisi’nden 1965 seçiminde meclise girdim ilk defa.  Biz 19 kişi çıkarttık. Garip bir meclis ortaya çıktı. 6 tane grup var mecliste. Halk Partisi, Adalet Partisi, Millet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, Yeni Türkiye Partisi bir de İşçi Partisi solcuların, komünistlerin kurduğu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mecliste Müslümanlar Temsil Edilmiyordu:</strong><strong> </strong><em><strong>Lider Arayışı ve Parti Denemeleri</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu ortamda Serdengeçti rahmetlik vardı Adalet Partisi’nden. O da benimle beraber meclise girmişti. Kendisi çok orijinal kişiliği olan ve hatta üzerinde saatlerce konuşulmaya değer bir mücadele genciydi, insanıydı. İkimiz karşı karşıya dedik ki; “Ya Osman biz bu mecliste yokuz.” Yani biz dediğimiz, bu millet müslüman millet. Bu milletin karakterine, tarihi özellliklerine ve hedeflerini gerçekleştirmeye müsait bir parti yok ortada. Adalet Partisi kısa zamanda Demirel tarafından masonların partisi haline getirildi. Oradaki müslüman, muhafazakar denilen insanlar dışlanmaya başladılar. Ondan sonra Halk Partisi zaten ortanın soluna kaydırıldı biliyorsunuz Ecevit tarafından. Tamamen komünizmi, marksizmi savunan İşçi Partisi var. Bir de Yeni Türkiye Partisi bizim o zaman benim partim var. 11 kişi çıkaran Türkeş’in partisi var. 19 kişi çıkaran Bölükbaşı’nın partisi var. Biz bu durumda Osman’la dedik ki adam adama, teker teker, görüşe görüşe, bu üç partiyi birleştirirsek 51 kişinin iştirakiyle milletin milli ve manevi değerlerini temsil eden yeni bir parti kuruabiliriz. Ve nihayet o 51 kişiye 50 kişi daha katıldı Adalet Partisi’nden. 101 kişinin ittifakıyla bu birleşik partiyi kuracaktık. Bölükbaşı rahmetlik de genel başkan olacaktı. Türkeş de genel başkan olabilirdi, Yeni Türkiye Partisi’nin başkanı muhterem Ekrem Alican Bey de olabilirdi; fakat Bölükbaşı’nı tercih ettiler, onlar da başkanlık istemediler. Tam parti kurulacağı esnada Bölükbaşı  caydı. Dedi ki “Siz bu partiyi kurarsınız. Beni genel başkan yaparsınız. Ya ondan sonraki kongrede ne olacak?” Ee biz dedik ki “Biz seni padişah seçmiyoruz tabi. Kongrede, sen de girersin ötekiler de girer  kim kazanırsa o gelir.” Velhasıl o projeyi darmadağın etti Osman Bölükbaşı. 40-50 kişi kaldı bu alt partiye, yeni kurulacak bu partiye destek verecek. Pekala ama biz hepimiz genciz. Millet ne der yani. Bu çiçeği burnunda gençler gelmişler 50 kişi parti kurmuşlar, kimseyi  harekete geçirmez. “Peki öyleyse ne yapalım?” dedik. Osman’la önce Kasım Kührevi vardı rahmetli Ağrı milletvekili onunla beraber  hem anayasa hukuku profesörü olan hem de ihtilalden sonra ilk cumhurbaşkanı olarak milletin ve diğer partililerin Halk Partisi’nden gayri partilerin cumhurbaşkanı adayı olarak öne sürdüğü Ali Fuat Başgil Hocam vardı. Ali Fuat Başgil Hoca’nın adaylığını 27 Mayıs’cılar asker zoruyla engellediler. İstifa ettirdiler. Gürsel’i mecburen mevcut partiler o zaman cumhurbaşanı seçtiler. Ondan dolayı şimdi biz dedik ki; Ali Fuat Başgil Hoca’yı yeni kuracağımız partiye başkan yaparsak bütün milletin sevdiği, istediği bir cumhurbaşkanı adayını başkan yapmış oluruz. Biz de gençler olarak gereken aktiviteyi gösteririz dedik. Ali Fuat Hoca’yla görüşmeye gittik. Hoca kabul etti. Fakat Allah rahmet eylesin, çok yaşlıydı ve tansiyonu yüksekti. Hatta partinin programını bile kaleme almaya başlamıştı vefat etti. Vefat edince yine bizim girişimimiz ortada kaldı. Bu sefer dedik ki; “Ne yapalım ne yapalım?” Neyse Osman Yüksel kardeşimiz o zaman “Adalet Partisi’nde  Trabzon miletvekili olan ve Selçuklu tarihi kürsüsü profesörü bulunan profesör Osman Turan Hoca’yı başkan yapalım” dedi.  Osman Turan Hoca’ya gittik Osman Serdengeçti ile. “Hoca  sen daha ne zamana kadar bu mason Süleyman’ın peşinden gitmeye devam edeceksin. Yeter artık! Şahsiyetini ve itibarını kaybediyorsun. Onun için mutlaka gel bize katıl.” dedi. O da zaten milli ve manevi değerlere gittikçe daha az yer veren ya da hiç yer vermek istemeyen, kısıtlama eğiliminde olan Demirel’in hareketlerinde bîzar olmuştu. Hasılı, kısacası Osman Turan Hoca Demirel’e karşı milli ve manevi değerleri savunacak bir grupta konuşma yapınca Demirel ne yapıp yapıp onu partiden uzaklaştırdı. Bizim istediğimiz de oydu zaten. Dedik ki “Tamam hoca sen partiye, bu 50-51 tane idealist gencin ümidini kırma, sen başkan ol, hadi bakalım yürüyelim.” İşte uzun etmeyelim. Bir sene kadar oyaladı hoca bizi. Sonunda -zaten çok sabırsız bir kimseydi Osman Serdengeçti -  “Get ey bre hoca sen bu tutumla parti değil turşu bile kuramazsın. Bizi rahat bırak da biz  başımızın çaresine bakalım.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aranan Lider: Erbakan Hoca ve Besmele Çekiliyor</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> O zaman da biz zaman zaman Erbakan Hoca’nın kişiliğini ve Odalar Birliği’ndeki tutum ve mücadelelerini izliyorduk, beğeniyorduk. Konferanslar veriyordu mesela, ‘Müspet ilimleri  ihdas edenler bizim ecdadımızdır’ diye, ona benzer İslami ilimler konferansları veriyordu. Ondan dolayı da gıyaben hepimizin büyük teveccühü vardı onunla ilgili olarak. Bir arkadaşı bürosunda -ki o arkadaşımız halen sağdır Turan Güngel Bey, Movi şirketinin genel müdürüydü- ziyarete gittim. Oraya Erbakan Hoca da geldi. İlk defa şahsen, yakinen orada görüşmüş olduk. Ben şöyle bir düşündüm. Daha önceki siyasi hayatımda kırka, elliye yakın lider pozisyonunda hatta daha da yüksek resmi görevlerde lider olabilecek kişilerle tanışmıştım. Zihnimden geçirdim. Hepsiyle Hoca’yı mukayese ettim. Dedim ki “Tam aradığımız bütün şartları içinde toplayan, çok muhterem, hem de pırıl pırıl genç bir insan. Öyleyse bu bizim partiye, arkadaşlarımıza başkan olsa ah keşke ne iyi olur.” diye içimizden geçirdik. Osman Serdengeçti de sevincinden havaya sıçradı hatta. Sonra aradan bir kaç ay geçti ben Hoca’yı direkt Odalar Birliğinde Ankara’daki makamında ziyarete gittim, bu ikinci karşılaşmamız. Hiç mukaddemeye, teferruata girmeden dedim ki “Hoca senin Cenab-ı Hakk’ın sana verdiği kabiliyet ve meziyetleri ne zamana kadar bir kaç tüccarın meseleleriyle harcayacaksın, heder edeceksin vaktini ve mesaini?” “Ne demek istiyorsun?” dedi. “Bizim İslam davamızın  mecliste temsilcisi yok, aksiyonumuz yok, teşkilatımız yok, muhtelif partilerde bizim görüşümüzde olan genç adamlar itilip kakılıyor, hor görülüyor, kenara itiliyor. Böyle mi olması lazım? Halbuki milletin büyük çoğunluğunun temsilcisi olması lazım. Mutlaka bir mücadele bayrağı açmamız lazım.” Dedi ki; “Çevremle danışacağım, istişare edeceğim. Beni fazla sıkıştırma. Büyüklerimizle istişarelerimiz olacak. Sonunda sana haber veririm.” Bu arada Osman (Serdengeçti), Hasan Aksay, Ahmet Tevfik Paksu, Rize eski milletvekili Arif Hikmet Güner, daha buna benzer çok kıymetli  kardeşlerimiz beklenti içindeydik. Nihayet Turan Güngen Bey’in evinde Hoca bizi davet etti. Yedi kişiydik. Yedi kişinin içerisinde ben varım, Hasan Aksay var, Ahmet Tevfik Paksu var, Hoca var, Arif Hikmet Güner var, ondan sonra Nevzat Yalçıntaş da geldi altı oldu, Turan Güngen’le yedi. “Arif Bey, böyle bir teklif yapmıştı. İnceledim, istişarelerimi yaptım. Türkiye’nin problemlerinin, devleşen problemlerinin halledilmesi için mutlaka bizim bir aksiyona geçmemiz lazım. Nasıl hareket edeceksek, ne yapacaksak onu konuşalım.” dedi. Ben dedim ki; “Parti programı hazırlarım.” Hasan Aksay dedi ki; “Tüzük hazırlarım.” Hoca dedi ki; “Ben de Odalar Birliğinde çok, müslüman iş adamları, genç, pırıl pırıl, sağlam kişilikli insanlar tanıdım, onların içerisinden partiyi temsil edecek elemanı ve finans kaynaklarını hazrılamaya çalışırım.” O zaman besmeleyi çektik. Fakat 1969 seçimi yaklaşıyordu, 1965 ile 1969 yıları arasında bu maceralar cereyan etmişti. O arada  Demirel’in Odalar Birliğindeki üç tane holdinge Türkiye’nin bütün ekonomik imkanlarını teslim eden hareketlerine Hoca karşı çıktığı için, Hoca ile Demirel arasında bir mücadele başladı. Odalar Birliğindeki ilk kongrede Hoca, bütün yönetimi eline geçirmek için çalışmalara başlayınca Demirel de Hoca’yı engellemek için elinden geleni yapmaya başladı. Halk Partisi’yle birleşerek Odalar Birliğinin Halk Partisi delegeleriyle Adalet Partisi’nin Odalar Birliği delegelerinin hepsi birden çalıştılar. Hoca o kadar isabetli çalışmalar yaptı ki, %75 kahir ekseriyetle Odalar Birliğini tümden ele geçirecek oy seviyesine erişti. Fakat Demirel orada antidemokratik bir Bakanlar Kurulu kararı çıkardı. “Odalar Birliğinin seçimle ilgili gündeminin maddesini ben Bakanlar Kurulu olarak iptal ediyorum.” dedi. Diğer maddeler müzakere edilsin, o edilmesin.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><img class="alignright  wp-image-631" title="DSC_09211" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/DSC_09211-300x199.jpg" alt="" width="194" height="129" />M.T.D: Türkiye&#8217;de 1960&#8242;tan itibaren ortalama her on yılda bir darbe yapıldığına şahit olmaktayız. Siz söz konusu darbeleri bizzat yaşayan birisiniz. Hatta 1980 Yılında Kirazlıdere Tutukevinde merhum Erbakan Hocamız ile tutuklu kaldınız. Dava arkadaşlarınız ile yargılandınız. 28 Şubat Sürecini de bizzat yaşadınız. Siz bu darbelerin asıl nedeninin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Sizce bu darbelerin asıl sebebi nedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Amaç İslam Birliğini Engellemek</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Bu darbelerin esas sebebi şudur: bir kere Amerika’sı dahil Batılılar, İslam alemine karşı hala haçlı zihniyeti ile kendilerini şartlandırmışlar. Büyümekte olan, ekonomik bakımdan gelişmekte olan İslam ülkelerinin gelişmelerini önlemek için ellerinden gelen her türlü entrikaları çeviriyorlar. Mesela ne yapıyorlar? Pakistan kurulmuş, hızla sanayileşmeye başlamış, Pakistan ile Hindistan arasında iki kere savaş çıkararak Pakistan’ın gelişmesini 50 sene geriye götürdüler. Yine büyük İslam ülkelerinden İran’la Irak’ı kapıştırdılar. Saddam eskiden komünizan bir zihniyetteydi. Baas Partisi’nin tüzüğü, programı da sosyalist bir programdı. Tamamen Moskova yanlısı olan Saddam’ı aldattılar İran-Irak’ı savaşa tutuşturdular. Para desteği verdiler, silah desteği verdiler ki bu iki büyük İslam ülkesi birbirini yıpratsın gelişmesinler ve Haçlıların yani Batılıların önünde engel olmasınlar. En azından Batı’nın sanayisyen Batı’nın pazarı olmaktan kendilerini kurtaramasınlar. Bu zihniyetle hareket ettikleri için I. ve II. Körfez savaşlarını başlattılar. Afaganistanı önce Rusya işgal etti, ondan sonra Amerika. Biliyorsunuz şimdi gitti geldi. Bilhassa Afganisan’da Amerika’nın şuanda uyguladığı kardeşi kardeşe kırdırma siyasi entrika çevirme hareketlerinin hepsinin içinde bu zihniyet yatmaktadır. Türkiye’ye gelince Batılıların hepsi en çok ‘gerek coğrafi bakımdan, gerek kültürel, tarihi gelenekleri ve devlet adamlarının orada daha yetişkin kişiliğe sahip olmaları bakımından hala lider konumunda olan Türkiye’nin mutlaka bölünmesi lazım gelir.’ noktasından harekete geçtiler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sovyetler Dağıldı Yeni Düşman: İslam</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bizden önceki iktidarlarımız çok büyük bir  yanlış karar aldılar. Bildiğiniz gibi komünizm çökmüştü. “Komünizm çökünce artık Nato’ya ne lüzum var?” dendi ilk ağızda.  Sonradan birileri dedi ki “Hayır Nato’ya çok ihtiyaç var/doğacak. Çünkü İslam ülkeleri ne yapıp yapıp gelişecekler, sanayileşecekler ve tekrar belki de bütünleşecekler. Onun için Nato’yu biz İslam’a karşı kullanalım.” dediler ve düşman cephesi olarak İslam’ı kabul ettiler. Hatta Nato manevralarında kızıl renk düşman rengi iken, yeşil renk düşman rengi olarak kabul edildi. Ve bu şekilde Nato’yu ayakta tuttular.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Haçlı Zihniyeti Devam Ediyor</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu yakın Arap Baharı dedikleri olaylarda görüldü ki bunlar haçlı zihniyetiyle gene gizli haçı koyunlarından çıkarmış durumdalar. Hatta Sarkozy açıkça söyledi, “Bu bir haçlı savaşıdır.” Bush açıkça söyledi, “Bu haçlı savaşıdır.” diye. Ve bir de şunu hatırlıyorum ben: Hoca biz Halk Partisi’yle ve Adalet Partisi’yle koalisyonlar kurup da inisiyatifi ele alarak büyük bir ağır sanayi hamlesi başlatınca, dev sanayii tesisleri yani fabrikaları yapan fabrikaları kurunca sanayinin esas temelini atınca Batılılar hepten  galeyana geldiler. Şöyle bir hadiseyi mutlaka bilmeniz lazım: Benim bir yeğenim vardı, Zahide Öğüt diye mühendis. Bir bacağını trafik kazasında kaybetmişti. Paris Fuarına gidip protez bacak almaya karar vermişti. Neyse onu  alamadı, yetmedi gücü. Paris Fuarında Paris Fuarını tertip eden çok uluslu kapitalist dünya şirketlerinin bir panel toplantısına katılıyor. O panel toplantısının gündeminin maddesi, esas maddesi, ‘daha sonraki senede fuarı nasıl  tertiplersek, fuarı daha iyi olur?’ Ama birisi gündemdışı söz alıyor: “Arkadaşlar siz uyuyorsunuz.  Necmettin Erbakan ismindeki bir siyaset adamı  Halk Partisi’yle Adalet Partisi’yle koalisyon kurarak büyük bir ağır sanayi hamlesi başlattı. Bunu başaracağa da benziyor. Biz bunu engellemezsek dünya pazarlarını Türkiye elimizden alır. İslam ülkeleri etrafında olduğu için ve Erbakan’ın kişiliği de bu birlik ve beraberliği sağlamaya müsait olduğu için mutlaka biz her işi gücü bırakıp bu ağır sanayi hamlesini ve manevi kalkınma hamlelerini engellemek mecburiyetindeyiz.” diye karar almışlar. Kız geldi ben o zaman devlet bakanıydım, Chp-Msp koalisyonundaydık. “Dayı,  siz yaptığınız işin ne kadar muazzam bir iş olduğunun farkında mısınız?” dedi. Dedim ki “yav farkındayız.” “Ama, böyle böyle kararlar aldılar.” dedi. “Efendim, demişler, ne yapalım? Bir defa bunlara bir takım ambargolar koyalım. Fayda etmezse, ağır sanayiye devam ederlerse koalisyon hükümetlerini bozalım. Ondan sonra da olmazsa anarşiyi körükleyelim, nefes almalarına imkan kalmasın. Ama yine bir imkan olmazsa Türkiye’yi bir komşusuyla savaşa sokalım.” diye kapitalist ağababalar böyle karar almışlar. Şimdi bizim ondan dolayı bütün siyasi mücadelemiz şu anatmaya çalıştığım ortam içerisinde başlamış ve yürümeye devam etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Bu darbeler sürecinde sizi en çok etkileyen olay neydi?</span></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Mesela 27 Mayıs’tan başlarsak, çok uzun sürer. 27 Mayıs’tan önce de Menderes rahmetli, tarıma mekanizasyonu soktu. Halbuki Batılılar Türkiye’nin makineleşmesini, hiç bir şekilde sanayileşmesini istemiyorlardı. Sanayileşen bir Türkiye ne yapıp yapıp ister istemez, İslam’ın lideri olacak idi onların tahminlerine göre ki isabetli bir tahmin. Ondan dolayı Menderes’in başına gelenler ve getirilenlerin arka planında, alt planında yine Türkiye’nin sanayileşmesinin, kalkınmasının sekteye uğratılması  maksadı yatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Medya Ambargosuna Rağmen Milli Görüş Hızla Büyüyor</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milli Görüş Hareketi başlar başlamaz biz o kadarını beklemiyorduk. Tanınmamış yani siyaset alanında ilk defa lider olarak ortaya çıkmış Erbakan Hoca var. Biz de 18 kişiyiz kurucu olarak. Teşkilatlanmaya başlayınca millet o kadar büyük bir heyecanla, ve  aşk ile, şevk ile peşimize takılmaya başladı ki, şaşırdık kaldık. Hangi yere gitsek, biz bir parti açılış merasimi yapalım diyoruz oraya yedi kişilik ya da 15 kişilik bir teşkilat kuruyoruz, 20-25 bin kişi geliyor. Bizim o zaman gücümüz de yok. Gazetelerin hepsi bir Milli Nizam kurulur kurulmaz en müslüman görünen gazete dahi bizden tek kelime bahsetmedi. Bir tek kuruluşumuzu alt sayfalarda bir yerde, köşede kıyıda bildirdiler. Ondan sonra  Milli Nizam kapanıncaya kadar, kapanmada ancak anons ettiler bizi. Onun için dedik ki  “Biz nasıl kendimizi tanıtacağız?” Gazetemiz de yoktu o zaman. Başka tanıtma vasıtalarımız da yoktu. Öyleyse hançer ya kuvvet.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Erbakan Hoca Dünya Lideriydi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ve o şekilde Allah rahmet eylesin, Hoca genel başkan olarak Milli Nizam’ın kuruluş hamlesinde 4-5 il hariç bütün illeri dolaşmıştır. 400’ü aşkın ilçeye bizzat gitmiş gelmiştir, kendisi. Yol kenarında 5 kişi, 10 kişi, 15 kişi görse de inmiştir ihmal etmemiştir, Milli Görüş şudur diye konuşmaya başlamıştır. 5 bin kişi görese de 20 bin kişi görse de aynı eforu sarf etmiştir. Gece gündüz, hatta iki üç ay evine dönüp de sıcak çorba içtiği dahi olmamıştır. Yani ve bu şekilde bütün müslüman Türkiye’nin, arkasından da bütün İslam aleminin lideri olarak hakkı olan mevkii almıştır kalplerde, gönüllerde.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Son yıllarda açılan davalar ile darbe teşebbüsü ithamı yapılarak birçok muvazzaf ve emekli ordu mensubunun yargılanmakta ve tutuklanmakta olduğuna şahit olmaktayız. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Milli Görüşün aksiyonlarının en önemlilerinden biri, Milli  Görüş’ün kapanması olayı es geçilmiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Tekrar o sürece de geleceğiz, 28 Şubat sürecine…</span></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E.:28 Şubat’tan önce, Milli Nizam niçin kapatıldı?</p>
<p style="text-align: justify;">M.T.D: Dilerseniz oradan devam edelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Milli Nizam’ı 12 Mart Değil Siyonizm Kapattırmıştır</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Milli Nizam’ın kapatılmasının arka planında demin söylediğim gibi Paris Fuarındaki bizim aleyhimizdeki büyük hareketlenmeler yatıyordu. Bilhassa, ben genel sekreterim Hoca da Milli Nizam Partisi genel başkanı iken bir sene kadar hızla gelişmiştik ve  ilk seçimde iktidara gelme imkanını yakalamıştık. Yahudiyken ben müslüman oldum diyerek Musa Saffet Bayramaşık diye biri geldi. “Beni  Wall Street’daki siyonist liderler gönderdi.” dedi. “Sizin partinizin hızla gelişeceğini tespit etmişler. Komünist Rusya’ya karşı Türkiye’de güçlü bir böyle sizin hükümetinizin bulunmasını kendileri de arzu ediyor. Ancak Erbakan Hoca her konuşmasında siyonizmi anlatıyor, ondan sonra masonluğun nasıl çalıştığını anlatıyor. Batılıların nasıl haçlı zihniyeti ile İslam’ın karşısında olduğunu anlatıyor. Bu söylemleri söylediğiniz için bundan vazgeçmezseniz, laik olduğunuzu ilan edip, ‘bu söylediklerimizden yüz çevirdik’ demezseniz partinizi kapattıracaklar.” diye  ültümatom getirdi. Tabi biz onu dinlemedik. Çok değil bir iki hafta sonra başsavcıdan Milli Nizam’ın kapanma iddianamesi geldi, tebliğ edildi, kendisi de masondu. Ve ondan dolayı Türkiye’yi kalkındıracak, her bakımdan kalkındıracak potansiyeli taşıdığımız için  Milli Nizam kapatıldı. Milli Nizam kapatılınca 12 Mart askeri müdahelesi gelmişti. Herkes zannetti ki 12 Mart  askeri müdahalesi Milli Nizam’ı kapattı. Hayır. Kapanma davası siyonistlerin ültimatomunu yerine getirmek için daha önce açılmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Bilinenin aksine 12 Mart Milli Nizam’ın kapatıldıktan sonra…</span></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: 12 Mart’tan sonra da ara rejim hükümetleri geldi. 12 Mart’ın  askerleri onu böyle yaptılar. 12 Mart askeri müdahalesinden sonra biz dedik ki; “Madem Milli Nizam kapatıldı, bu anormal, siyasi hakların ortadan kaldırıldığı ortamda da tekrar yeni parti kurmanın manası yok.” dedik. Hoca da üzüntüden midir nedendir kalp spazmı geçirmişti. Almanya’ya tedaviye gitti. Oradan da İsviçre’ye gitti tedaviye. O zaman arkadaşlar bana dediler ki; “Arif Abi, bizim camiamızın başında sen ol.” Biz de kuryeler aracılığıyla bütün Milli Nizam teşkilatına devamlı 10 günde bir, 15 günde bir kurye göndererek “Hiç yerinizden kımıldamayın, zamanı geldiğinde tekrar harekete geçeceğiz.” diyerek sıcak tutmuştuk  ilişkileri. Neticede  12 Mart’ın şartları ortadan kalktı, anayasa değişti, siyasi partiler kanunu değişti. Her şey serbest dendi. Ondan sonra biz Hoca Avrupa’dayken Milli Selamet’i kurduk. Arkadaşlar sonunda beni genel başkan yaptılar. Hoca’nın o zamanki basındaki ismi bağımsız Konya milletvekili idi. Bana soruyorlardı gazeteciler, “Bağımsız Konya milletvekili Erbakan gelmiş ama sizin parti toplantılarınıza katılıyor, yalnızca misafir konuşmacı olarak konuşuyor, buna ne dersiniz?” Ben de diyordum ki; “Aman ne güzel keşke 450 milletvekili var; onlar da gelip bize böyle destek olsalar biz tek başımıza iktidara geliriz.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Milli Selamet’i Engelleme Çabaları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">12 Mart askeri müdahalesi  siyasi partilerin kuruluşuna izin verdikten sonra Milli Selamet Partisi’ni kurduk. 12 Mart askeri müdahalesinin ültümatomuyla hükümetten istifa eden Süleyman Demirel biz Milli Selameti kurar kurmaz, -kendi partisi kapatılmamıştı- Milli Selamet Partisi’nin kapatılması için alttan alta harekete geçmişti. Bir kere, biz anahtar amblemini almıştık. Anahtar amblemini hemen başsavcıya birileri ihbar etmiş. Bu anahtar kufi yazısıyla “nakşa-ı celal”a benzer. Öyleyse Allah kelimesini kullanarak siyasete alet ediyorlar, dini. Bu partinin kapatılması lazım diye savcıyı harekete geçirmişler. Savcı hemen bana yazı yazdı. Bir arkadaş anlattı savcının harekete geçtiğini. Savcı da genel başkan olarak bana yazı  yazdı, “Partinin ambleminin bir onaylı sureti ile amblem alındığına dair parti kararının  hemen acele gönderilmesi.” Ben de hemen genel idare kurulunu topladım eski tarihli bir karar aldım. Dedik ki; “Ressamdan gelen anahtar şekli beğenilmedi, kabul edilmedi. Yeni ve daha güzel, çizgileri dolgun bir anahtar şekli çizilmesi ressama tekrar görev verildi.” diye bu kararı gönderdik savcıya. O işi orda kapattık. Ama masonlar yine rahat durmadılar, başta Demirel olmak üzere. Ben hem gel başkanım hem de Ankara’da avukatım, mahkemeden çıkarken Halk Partili Orhan Birgün rast geldi. “Yav dedi Arif Abi sizin partinizin istihbarat teşkilatı yok mu?” “Var.” dedim. Halbuki partimizde bir tek ben genel başkanım bir de teşkilat olarak Mehmet Akyel var. Mehmet Akyel hem kurye, hem odacı, hem daktilo, hem komando. “Var tabi.” dedik. “Yahu dedi Süleyman Demirel o zamanın 12 Mart’ın başbakanı Naim Talu’yla anlaşmış, sizin Selamet Parti’nizin kapatılması için bir dosya hazırlatmış. Bu dosya Milli Güvenlik Kurulu’na iki gün sonra gelecek. Milli Güvenlik Kurulu ha, kapatılsın derse siz 1973 seçimlerine girmeden partiniz kapatılacak.” “Eyvah!” dedim. Başıma bir kaynar su dökülmüş oldu. O sırada da Hoca Van’da miting yapıyor. Yine Hoca tabi misafir hatip olarak yapıyor. Pozisyonunu öyle kabul etti kendisi. Ondan sonra hemen Hoca’ya telefon ettim. “Hoca süratle gel.” Çünkü ben Milli Güvenlik Kurulu’na gitsem savunmaya kalkışsam terslik çıkacak. Kimi yapalım Hoca da  bağımsız milletvekili gelsin Milli Güvenlik Kurulu paşası Nahit Özgür Paşa’nın çayını içsin bu durumu  ele alsın partiyi kurtarsın dedik. Hoca kızdı bana “Sebep nedir?” diye. Ben “Sebep söylenemez.” diyorum. Sonra dedim ki; “Hoca’m yalnız şunu söyleyeyim: bir ağacın kökü tehlikedeyse dallarının çiçeklerinin önemi olmaz.” “Ha! Anladım.” dedi hoca geldi iki gün sürmeden. İhsan Karaçam, eskiden  milletvekilimiz de olmuştu. Onun, Mili Güvenlik Kurulu genel sekreteri Nahit Özgür Paşa, ile tanışıklığı varmış. Hoca’yla, Paşa’dan randevu aldık gittiler. Ben arabada bekliyorum Tunalı Hilmi’deki Milli Güvenlik Kurulu’nun merkezinde. Hoca’yı kabul etti Nahit Özgür Paşa. Ben bir saat bekledim. Bir saat sonra geldi Hoca, sevinçliydi gülüyordu. Meğer ne yapmışlar. Kadir Mısıroğlu’nun şapka inkılabı, harf inkılabı, Atatürk aleyhindeki konuşmalarını ‘Şimdi Süleyman Arif Emre konuşuyor’ diye başına sahte bir başlık eklemişler, paşalara göndermişler, bu parti kapatılsın diye. Mason entrikası. Ondan sonra o da kızmış anlayınca kendilerinin aldatıldığını. Nahit Özgür Paşa dürüst, mert bir adammış. “Hoca git müsterih ol. Demek ki masonlar parti kurunca iktidara gelmeleri için yollar açılacak. Solcular kurunca açılacak. Memleketin masum evlatları kurunca da böyle iftiralar olacak. Ben bu dosyayı yırtıyorum, atıyorum çöpe.” diyor. Ve böylece partiyi -basına yansıtmadık ama- bu şekilde kurtarmış olduk.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Rot Kırılınca Parti Kurtuldu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir komik olay  anlatayım. Şimdi ben genel başkanım, Etlik’te oturuyotum. Bir istihbarat geldi bir arkadaştan. Dediler ki; “Senin oğlunun üstünü arayacak Mit’in elemanları. Cebinde eroin yakalanacak. Kendileri koydular eroini de. Ve bunu bana babam, parti başkanı olan babam verdi dedirttirilecek. Hem çocuk hapse girecek, hem sen, hem de parti kapattırılacak.” “Eyvah! Ne yapalım?” dedik. Ben çocuğa dedim ki; “Oğlum -seçimler de yakın 1973 seçimleri- evden hiç çıkmayacaksın.” Başka ne yapabilirsin? Biraz sonra, bir kaç gün sonra askerlik yoklamasını yaptırmadı diye resmen yazı geldi. Belki de onu da bilerek yazdırdılar. “Baba gideyim mi?” dedi. “Git.” dedim. Motosiklete biniyor o da, Etlik uzak olduğu için. Motosiklete binip de askerlik şubesine doğru giderken Mit’in arabası arkasına  düşmüş. O gaza basmış, o gaza basmış, o gaza basmış. Çocuk da çok hızlı motora binebiliyor. Yani 90 derecelik bir virajı devirmeden hızla alabilir biliyorsunuz  motor. Ama dört tekerlekli alamaz. Öyle bir manevra yapınca rotu kırılmış Mit’in arabasının. Parti kurtuldu (tebessüm ediyor). Yani böyle olaylar yaşandı. Askeri müdahalelerin bir kısmını böyle geçiştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Son yıllarda açılan davalar ile darbe teşebbüsü ithamı yapılarak, birçok muvazzaf ve emekli ordu mensubunun yargılanmakta ve tutuklanmakta olduğuna şahit olmaktayız. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Şimdi şöyle, Amerika’da münteşir bir gazetede, bir makale tercümesi okumuştum. Diyor ki; ‘Türkiye’de iki tane derin devlet var.’ Birisi, kirli derin devlet, birisi temiz derin devlet. ‘Biz de Amerika olarak kirli derin devletin cezalandırılmasını dava açılmasını biz de destekliyoruz.’ diyor. Şimdi onların o gazetenin bakış açısı böyle. Fakat bu işin içerisinde de başka planların olduğu kanaatindeyim ben. Şöyle düşünüyorum, değerlendiriyorum: Bir kere şu konuyu anlatmadan oraya geçemeyiz:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>28 Şubat:</strong><strong> </strong><em><strong>“Artık Milli Görüşü Gömdük”</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Refah Partisi kapatıldı biliyorsunuz. Darbe üzerine kapatıldı. 28 Şubat’çıların darbesi. Ondan sonra, Fazilet Partisi de kapatıldı. Refah Partisi ve Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra bir büyük boşluk husule geldi. Biz Saadet Partisi’ni kurduk. Ama Akp’yi bizden bölünenler gittiler kurdular. Abdullah Gül’le Tayyip Bey Amerika’ya gitti. Tayyip Bey o zaman siyasi yasaklıydı. Siirt’te yaptığı bir konuşmadan dolayı siyasi hakları elinden alınmış meclise giremeyecek durumdaydı. Böyle olduğu halde Abdullah Gül’le beraber gittiler, siyonistlerin dış ilişkiler kuruluşu olan kısa adı CFR olan teşkilatla anlaştılar. Hem IMF ile anlaştıklarını o zaman Abdullah Gül ve Tayyip Bey ‘Ne güzel bir teşkilat ne iyi bir teşkilat bunun nesi var?’ dedi. Hem de ondan sonra siyonistlerin ve Amerika’nın tesiri ile Akp kuruldu. Teferruata girmeden şöyle söyleyeyim: Fazilet Partisi 101 milletvekili çıkartmıştı, kapatılmadan önce. Bu 101 milletvekilinin biz hepsinin Saadet’te kalmasını istiyorduk. Birçok arkadaşlar daha önce söz verdikleri halde caydılar  sözlerinden. Bülent Arınç gibi, daha birçok isim aklıma gelebilir. Dengir Fırat, ondan sonra, birçok arkadaşlar teker teker o tarafa geçmeye başladılar. Dengir Fırat’ı ben sıkıştırdım. “Niçin böyle, sen verdiğin sözde niçin sebat etmedin? “Halbuki bana söz vermişitin, bizden Milli Görüş’ten ayrılmayacağına dair.” diye. “Abi, evime kadar Amerika büyükelçisi Ross Wilson geldi. ‘Biz artık Milli Görüş’ü gömdük. Erbakan da siyasi haklardan mahrum olacak. Sen siyasete devam etmek istiyorsan bu tarafa geç”  dedi. Akp’nin kuruluşunda Ross Wilson bizzat, bilfiil rol oynamıştır. Amerika Abdullah Gül’ü veya Tayyip’i başbakan yapmak istiyor. Peki Tayyip’in siyasi haklarını nasıl kurtarıyor? Şöyle: Deniz Baykal’la Akp’yi koalisyon hükümeti olarak iktidara getirmeye karar veriyor Amerika. Derviş’i de Baykal’ın partisine Halk Partisi’ne geçiriyor ki ekonomiden sorumlu bakan olsun diye. Ondan sonra Tayyip’in yasaktan kurtulması için Deniz Baykal bizzat kanun değişikliği yapılarak istifa ettirilen bir milletvekilinin yerine Tayyip’in aday yapılmasını ve  siyaset yasağının da kaldırılmasını temin etmiştir. Amerika’nın tesiriyle yalnızca bir iş yapılmadı. Tayyip’in Vural Savaş tarafından “Tayyip benim canıma kastedilmesi için gençleri kışkırttı. ‘Benim adım Vural değil ki size vur diyeyim. Soyadım Savaş değil ki size savaşın diyeyim. Siz yapacağınızı bilirsiniz.’ gibi laflar etmiş ondan dolayı da suikast kışkırtmacası yaptı Tayyip” diye Vural Savaş tahkikat başlatmış, başsavcı kendisi. Devam ederken tahkikat, Tayyip itiraz etmiş Danıştay’ın genel kruluna kadar Tayyip’in itirazı gitmiş. Danıştay Genel Kurulu 30-40 kişilik bir büyük heyet, “Tayyip’in sözlerinde suikast tahriki vardır, aleyhinde Ağır Ceza Mahkemesi dava açılması” diye karar verdi. Ondan sonra Vural Savaş halen görevli olduğu halde dava açmadı Tayyip aleyhine. “Kameramanlar gittiler senin istediğin oldu daha ne duruyorsun?” O dedi ki; “Bunlar bu camiayı Milli Görüş camiasını parçalayacaklar partilerinin parçalanması bizim daha fazla maksadımıza uygun düşer. Onun için dava açmadım ben dedi açamayacağım.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Fazilet Partisi de Kapatılıyor</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sonra bir de Amerika’nın ne derece bizim mahkemelere müessir olduğunu gösteren diğer bir olay: Fazilet Partisi kapanma davası. Fazilet Partisi’nde siyaset yasağı konulması gereken Abdullah Gül var, Akp’ye geçen 35 eski milletvekilimiz var. Başörtüsüyle ilgili mecliste konuşmuşlar, dışarda konuşmuşlar. Abdullah Gül üniversitenin kapısında hanımını üniversiteye kaydetmedikleri için oradaki görevlilerle, hatta polisle kavga etmiş. Bunların dosyası, fezlekesi hep Anayasa Mahkemesi’nde duruyor. Anayasa Mahkemesi’ne öyle bir baskı yapıldı ki siyaset yasağını Akp’ye geçenlere koymayacaksın ve partiyi o şekilde kapatacaksınız. Ama kapatma davası dolayısıyla birilerin de ceza giymesi lazım. Hiç partide yönetimde inisiyatifi olmayan Bekir Sobacı’yı ondan sonra Bekir Sobacı ne demiş “Sütü bozuk o 28 Şubat” demiş. Bari laikliğe aykırı laf etsin onu&#8230;Ramazan Yenidede var bir generalden bahsetmiş ismini söylememiş ama generalden bahsetmek laikliğe aykırıymış onu mahkemeye verdiler. Ondan sonra Nazlı Ilıcak suçlu sayıldı. Mehmet Sılay Hatay milletvekili partiye girmeden  beş sene önce bir kitap yazmış. O kitabın bir satırında bir askere dokunmuşmuş, bir yasak da ona koyuyorlar. Bir de dördüncü yasak kime kondu onu hatırlamıyorum herhalde Hasan Hüseyin Ceylan mıydı ve yahut da Urfa eski belediye başkanı mıydı? Yani bir parti kapatılırsa her ne olursa olsun önce genel başkanı sorumludur. Recai Kutan haklı, suçlu değil. Genel İdare Kurulu üyeleri de suçlu değil, Grup Başkan vekilinde, gruptaki milletvekillerinde de suç yok. Neden? Çünkü maksat Akp’nin kurulmasında engel olmasın diye. Bu şekilde Akp’yi kurdular ve tamamen Amerika yanlısı bir politika izlemeye başladı. Yine hala da öyledir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Condoleezze Rice: Ortadoğu’nun Siyasi Haritasını Değiştireceğiz</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Zaten şunu söylemem lazım Bush iktidardayken onun hariciye bakanı Condoleezze Rice diye bir kadındı. Condoleezze Rice belki kırk kere söylemiştir, demiştir ki; “Biz 22 İslam ülkesinin siyasi haritasını değiştireceğiz hepsini böleceğiz yeni şekle sokacağız.” demiştir. “BOP’un hedefi budur.” demiştir. Ama Bush Bop’a eşbaşkan olarak Tayyip’i getirmiştir, hala ben eşbaşkan başkanım diyor. 22 İslam ülkesinin şimdi siyasi haritası değiştiriliyor mu şu anda? Değiştiriliyor. Harıl harıl değiştiriliyor. Değiştirmeyenlerin kafası gözü kırılıyor. Partisi, şahsı, her şeyi eziliyor. Ne oluyor bizimkiler? Ne için Tayyip gitti de  kurtaracak yerde arka çıkacak yerde Kaddafi’ye, Kaddafi değil onun bir adamı ama müslüman bir lider. Ağırlığını şeye koydu, bir de yine bilerek şu hatayı yaptı. Yırtınması lazım suçluyum diye. Nato başkanlığına Nato’nun genel liderliğine Peygamber Efendimizin (sav) hakaretamiz karikatürlerini savunan ve ondan dolayı Tayyip ile kavgalı olan Rasmussen’i  Amerika Nato’nun başkanlığına önerdi. Tayyip evvela “Ben kabul etmem.” dedi. Sonra Bush göz dağı verince kabul etti.  Rasmussen sonra ne oldu? Gitti Afganistan’da müslümanı müslümana kırdırmaya başladı. Şimdi çekilecek ondan sonra ama Afganişstan’ı da işgalden beter ettiler, bir hale soktular. Daha önce ne söylemiştim, büyüyen, büyüme istidadı olan büyük nüfuslu İslam ülkelerinin mutlaka bir şekilde parçalanmasını, bölünmesini, ezilmesini, haçlı zihniyetine sahip olan gerek Avrupa Birliği gerek Amerika’sı planlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Amerikalı General</strong><strong> </strong><strong>Schwarzkopf: Türkiye’yi Böleceğiz</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Plan hızla aleyhimize işlemektedir. En tehlikeli noktaya kritik dönemece geldik. Türkiye’yi bölme konusunu da en sona bıraktılar. Ama bölmek için gereken bütün şartları da Türkiye’nin bölünmesi için gerek siyasi, gerek psikolojik şartları hazırladılar. Nasıl hazırladılar? Şöyle yaptılar: İncirlik Üssü’ne engel olamadı iktidar. Olamadı. Barzani, Talabani aşiretleri birbirlerine düşman olmuşlardı. Amerika onları barıştırdı, bir Kürt devleti kurdurdu. Her şey hazır, bir tek ilanı kalmış şimdi. Bu Kürt devletini niçin kurdurdu. O bizim güneyduğumuzdaki halkımızı bölerek o Amerika’nın kurduğu devletliğe eklemek için. Bunun en kesin delili şu –çok delili var da size vaktinizi almamak için kısa kesiyorum- birinci körfez savaşında iki Amerikalı general, -birisinin ismini hatırlıyorum diğerini hatırlamıyorum- Schwarzkopf uluslararası basına açık bir brifing verdi. Bizim gazetecilerden de 4-5 kişi vardı. En başta Güneri Civaoğlu, o generallerden bir tanesi dedi ki; “Bizim esas maksadımız, Anadolunun güneyinde Barzani, Talabani aşiretine bir  Kürt devleti kurdurmak, kurmaktır. Bu Kürt devletine Türkiye’deki Kürt bölgesini Suriye’deki, Irak’taki, İran’daki Kürt bölgelerini de ekleyeceğiz. Ve Böylece Türkiye bölünmüş olacak.” Bunun üzerine Güneri Civaoğlu diyor ki-bunların hep belgeleri var, bende de var başka yerlerde de var- diyor ki; “Biz hani Nato’da sizinle dosttuk, arkadaştık. Beraber savaşa gitmiştik Kore’yi kurtarmak için. Siz nasıl oluyor da gayet rahatça Türkiye’yi böleceğiz lafını söylüyorsunuz?” “Ama ben askerim.” diyor. “Pentagon, Amerika iktidarı ve ordusu böyle istiyor.” Peki diyor ilave ediyor Güneri Civaoğlu; “Amerika’dan sonra en çok kara ordusu olan Türkiye, böyle bir, Türkiye’yi nasıl böleceksiniz?” O da gülüyor diyor ki; “İki kere diyor İsrail-Arap savaşı oldu bütün Araplar birleşti İsrail mi yendi zannediyorsun? Biz geldik İsrail’i galebe ettirdik. Onu nasıl yaptıysa bunu da öyle yapacağız.” Şimdi bir de diğer bir hazırlık da şu: Bu en sahtekar liderlerden Talabani’yi uzun süre Irak’a cumhurbaşkanı yaptı Amerika. Bunun manası şu ve tesiri bu:  ‘Koskoca Amerika var Kürt’lerin arksında’ deyip de bizim güneydoğudaki aşiretlerimizi kendi taraflarına yani kukla Barzani devletine daha kolay ısındırmak için böyle onu Cumhurbaşkanına getirdi. İkinci çıban başı-birinci çıban başı şey İncirlik’ti- ikinci çıban başı da Ecevit akılsızına paket yaptı Apo’yu teslim etti. Ama hiç öldürmeyeceksin. Şimdi cezaevinde o büyük bir çıban başı. Apo’nun bulunduğu yer darmış, öyleyse hadi bakalım bankaların camı kırılıyor partilerin  bombalanıyor. Yani devamlı işleyen yara haline getirmiş durumda. Şimdi de bu Kürt partisini destekliyor ya ve açıkça cesurca bak anayasa değişikliğinde biz özerklik istiyoruz dedi. Meclise taslak verdi Kürt partisi. Bu cesareti nereden alıyor diyorsunuz? Kadın bilmem ne Leyla Zana’dan değil, Kışanak’tan değil. Amerika’dan alıyor. Alıyor ve ondan sonra Türkiye’yi bölmeye sıra geldiği zaman doğu isyanı çıkaracak. İsyan çıktıktan sonra diyecek ki; “Ey sen Türk hükümeti Libya’da hangi gerekçeyle Libya’nın işgaline evet dediysen, hangi gerekçeyle Mısır’ın şu hale gelmesine, Sudan’ın bu hale gelmesine, Suriye’nin bu  hale gelmesine evet dediysen hangi gerekçeyle, Kürtler de aynı gerekçeyle ‘Biz bağımsız olmak istiyoruz’ diyor, ‘Siz Kürt’lere karşı nasıl  silah kullanabilirsiniz?’” diye o terazinin o kefesine koyacak kendi ağırlığını. Şimdi artık bu noktaya kadar sürüklenmiş bulunuyoruz. Bir de şeyler çıktılar biliyorsunuz KCK. Bütün Kürt belediye başkanları KCK’ya girdiler, ‘Biz Ankara hükümetini tanımıyoruz, belediyemizin gelirini biz alırız, biz veririz, bize karışamazsınız, para da istemiyoruz, biz kendimizin başımızın çaresine bakarız.’ diye. Başkaldırdığı için şimdi savcılar dava açtı. KCK davasında kaç yüz elli kişi tutuklu. Yani gittikçe yangın büyüyor ve bizi boğacak noktaya kadar sürükleniyor, geliyor. Bu durumda yani benim uykularım kaçıyor. Allah göstermesin iki tane general açıkça söylemişti. Bu söz üzerine Türkiye’nin bütün genelkurmay başkanlarının, bütün başbakanlarının, bütün siyasilerinin seferber olması ve derhal başka bir politika tespit etmesi lazım gelir idi Amerika’ya karşı. Hem Amerika’nın kucağında oturacaksınız hem de Pkk ile mücadele edeceksiniz. Pkk’ya  silah veren, taktik veren, lojistik destek sağlayan yine Amerika. Genelkurmay Eski Başkanı Doğan Güreş Paşa bizzat söyledi mecliste. Bizzat ağır silahları paraşütle Pkk’nın şahısına Amerika’nın indirdiğini  çekmiş bulunan bir adam. Hala biz Amerika’ya serenadlar, kasideler düzüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Yani Silahlı Kuvvetlerin PKK ile mücadele etme noktasında ayrı, darbe sorumlularının ya da darbe müteşebbislerinin yargılanması konusunun ayrı değerlendirilmesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Generaller Kabahatli Ancak Daha Mühim Bir Mesele Var!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Şimdi şöyle yüzde yüz o Ergenekon ismi verilen davalarda yargılanan yüksek rütbeli subaylar kabahatlidir. Ancak bir şey var. Başka bir oyun var. Yüzde yüz haklı olduğu halde -o davayı açan savcıları, hakimleri beğeniyorum, takdir ediyorum- ancak bir de şu şöyle bir durum var: Her ne kadar haklı olunursa olunsun, şu anda yapılan iş nedir? Cereyan eden iş: Türk ordusuyla, milletin arasının açılmış olması. İtimadın, güveninin, orduya güvenin kalmamış olması. Herkes diyor ki; “Bunlar meğer kağıttan askermiş, şuymuş buymuş”. Bu, Amerika’nın arayıp da bulamayacağı kadar müsait bir pozisyon, arz edebiliyor muyum? Ee efendim yapmayalım mı? Yapalım ama ben avukatım, 33 sene avukatlık yapmış adamım yahu bu kadar, iki bin sayfa, üç bin sayfa, beş bin sayfa iddianame olmaz. Bunda başka bir maksat var. İddianame bildiğin  bir kaç yüz sayfa olur olsa olsa. Bu dava uzasın, uzasın, uzasın&#8230; Ne zaman yirmi ikinci asra gelinceye kadar dava devam etsin. Bu kabul edilebilecek bir şey değil. Bunda mutlaka Amerika’nın Türk ordusuyla milletinin itimadını birbiriyle koparmak ve hazırlamış oldukları bölme planının çok kolayca gerçekleşmesini sağlama maksadı var. Çanakkale Savaşında mahkûmlar, sicilli, idamlık mahkûmlar affedilip cepheye sürülmüştür, icabında. ‘Sizi affettik yeter ki vatan kurtulsun.’ denmiştir. Şimdi böyle bir şeye sürüklenmiş bulundu, bu sürüklendiğimiz çıkmaz yola sokuldu Türkiye. Bir de incelesin, incelesin, bir dava sürsün iki dava sürsün. Mütemadiyen roman yazsan romandan da fazla iddianame. Bu ne biçim iş canım yahu. Deli misiniz siz? İddianame böyle mi olur? Yani bir de şu var, mesela bir hasta, mesela ben diyelim ki yaşlıyım, hastayım beş altı ameliyat geçirmem lazım. Akıllı doktor ne yapar? Evvela şunu ameliyat edeyim. İkinci ameliyata dayanır mı dayanamaz mı? Dayanamazsa ikinciden vazgeçer. Ölmek mi daha iyi yani? Bu mantığı yürütmesi lazım bugünkü iktidarın. İkinci değil bütün ameliyatları birden yapacağım diyor. İnşallah piyango isabeti gibi isabet olur da Amerika da gaflet eder bizim şu kritik, tehlikeli durumumuzda üzerimize gelmez. Çok tehlikeli bir noktadayız. Beş ameliyatı birden olamazsın. Mutlaka teker teker halledilmesi lazım ve yahut da af çıkarmanız lazım. Onun için yani ben çok üzgünüm. Bakın şundan dolayı da hiç affedemiyorum. Onları yetiştiren biziz yani Tayyip’i sizin gibi gençken il başkanı yapıp da bu noktalara getiren, Abdullah Gül’ü getiren Hoca’yla ikimiziz daha doğrusu. Bir de şunu söyleyeyim: Hoca’nın karşısında konuşmaya korkuyorlardı bu adamlar. Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Tayip… hepsi. Bana geliyorlardı, yahu Hoca karşınızda işte, toplantıdayız sözünüzü söyleyin. “Ya aman abi ne olur, sen söyle de Hoca şöyle yapmasın, böyle yapsın.” Yahu Hoca korkunç bir adam değil…</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Son günlerde yeni bir anayasa tartışmaları malumunuz. Bu anlamda birçok anayasa taslağı da meclise sunuldu. Tecrübeli bir hukuk ve siyaset adamı olarak Türkiye’nin nasıl bir anayasaya ihtiyacının olduğunu düşünüyorsunuz ve süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu Meclis Anayasa Yapamaz</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Ben bu zannedilen buluşmayı, uzlaşmayı yapabileceklerine ihtimal vermiyorum. Baksana Kürt Partisi diyor ki biz özerklik istiyoruz. Kılıçdaroğlu istikrarsız bir adam. Ne yapacağı belli değil. Ha böyle ha şöyle. Cemil Çiçek gayet akıllı konuşmalar yapıyor. AKP böyle en iyi anayasayı yapsa alkışlanacak anayasayı yapsa dahi, muhalefet edeceklerini tahmin ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Bir uzlaşmanın olacağına inanmıyor musunuz?</span></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Çok zor.</p>
<p style="text-align: justify;">Baksana mütemadiyen kavga ortamı ortamı oluşturuluyor. Kavga kızıştırılıyor her vesilede. Şimdi bütün CHP’liler istifa edecekmiş, Kılıçdaroğlu fezlekelik oldu diye  üzerine dava açılacakmış.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Peki nasıl bir anayasa olması gerektiğine dair bir şeyler  söylemek ister misiniz?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Anayasa İslam’a Uygun Olmalıdır</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Ben sadece şunu düşünüyorum: Şimdi biz bugün dünya, yarın ahiretiz hepimiz. Allah’a hesap vereceğiz. Kur’an-ı Kerim’deki şahane ayetler, kurallar, nasslar, çözümler varken anayasanın mutlaka bu gerçeklerin paralelinde olması lazım. Açıkça söylense de paralelinde olması lazım, söylenmese de paralelinde. Bir takım Batıdan kopya çekilmiş fantezi fikirlerle hareket edildiği takdirde bu, Allah indinde büyük günah-ı kebairdir. Bakınız bugün AKP kolayca peynir ekmek yer gibi işliyor. Avrupa Birliği’nin bütün kurullarını, bütün kanunlarını, tüzüklerini meclisten virgülünü geçirmeden, geçiriyor, meclisimizin kanunları diyor. Kur’an-ı Kerim’in İslam hukukunun yüksek ahkamı mı Allah’ın rızasına uygundur? Yoksa Avrupa’yı bile batıran homoseksüelliği, eşcinselliği şunu bunu hepsini meşrulaştıran Batılı görüş mü Allah nazarında daha makbuldür. Öyle şey mi olur? Tayyip şimdi TCK’nu çıkarttı Chp ile anlaştı, zinayı suç olmaktan çıkarttı. Fuhuş patlaması başladı. İdamı yasakladılar, cinayet patlaması var şu anda. Millet öyle mi yönetilir? Ahlakımızın manevi sağlam temelleri dinamitlenmiş durumda. Yani şimdi  İslam’ın esaslarını hayata geçirmek, hukuk sistemi haline getirmeye engel teşkil etmeyen hükümler mevcut olduğu takdirde anayasaya o zaman Milli Görüş’e iş düşüyor, kolları sıvayıp tedricen o da birden bire değil İslam esaslarına uygun bir devlet, kanun, nizam politikasyonu lazım, icap eder. Ve bizim hocamız vardı Ernest Hirsch şimdiki ticaret kanununu yapan adam Alman profesör. “Ya arkadaşlar!” dedi hukukta bize ders verirken. “Ben sizin eski hukukunuzu da Mecelle’yi de inceledim. Bizden almaya mecbur tek kelimeniz yoktur. Eski hukukunuz bizimkinden daha şahane” demiştir. Bir yabancı hukukçu böyle diyor. Bizimkiler tercüme kanunları baş tacı yapıyorlar. İslam hukukunu sıfır addediyorlar. Bu büyük küfürdür. Hatta zinayı meşru saymak kıyamet alametlerindendir. Hadis-i Şerif var. Yeri var getirip çıkarıp gösterebilirim size. Ondan sonra bizim en müslüman siyasi liderlerimiz bunlar eli yüzü yunmuş kişiler. Böyle şey olur mu?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">M.T.D: Bizi kırmayıp zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun.</span></p>
<p style="text-align: justify;">S.A.E: Daha yeni başladık konuşmaya (Tebessüm ediyor)</p>
<p style="text-align: justify;">

<p class="sayac_bilgi">154 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/suleyman-arif-emre-cok-kritik-bir-noktadayiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İman Konuşur</title>
		<link>http://www.fecir.org/iman-konusur/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/iman-konusur/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 08:55:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demiryol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[iman konuşur]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman arif emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=613</guid>
		<description><![CDATA[Sabrımız artık yeter, merde meydan konuşur; Hışmile kından çıkar; kılınç, kalkan konuşur. &#8221;İnna fetehnâleke fethanmübînâ&#8221; diye, Cenk yolunda Emr-i Hak, Emr-i Kur&#8217;an konuşur. Hakka teslim olmuşuz cezbe-i Yezdân ile, Kükreyen her narada şâh-ı merdan konuşur. Ecdad ayaklanıyor ruhların mahşerinde, Ordular şaha kalkar Fatih Sultan konuşur. Ya şehit ya gaziyiz, biz bu dava uğruna, Hak yolundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class=" wp-image-615 alignright" title="Süleyman Arif Emre" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/1219056370muzafferdeligoz_erbakan_s_arif_emre.jpg" alt="" width="258" height="276" />Sabrımız artık yeter, merde meydan konuşur;<br />
Hışmile kından çıkar; kılınç, kalkan konuşur.</p>
<p>&#8221;İnna fetehnâleke fethanmübînâ&#8221; diye,<br />
Cenk yolunda Emr-i Hak, Emr-i Kur&#8217;an konuşur.</p>
<p>Hakka teslim olmuşuz cezbe-i Yezdân ile,<br />
Kükreyen her narada şâh-ı merdan konuşur.</p>
<p>Ecdad ayaklanıyor ruhların mahşerinde,<br />
Ordular şaha kalkar Fatih Sultan konuşur.</p>
<p>Ya şehit ya gaziyiz, biz bu dava uğruna,<br />
Hak yolundan dönmeyiz; bizde iman konuşur.</p>
<p>Kahramanlar neslidir hükmeder tarihlere,<br />
Sinesinde her erin sanki hakan konuşur.</p>
<p>Ey emanet haini, ahdini nakzeden duy;<br />
Hakkı ihkak uğruna tekmil vatan konuşur.</p>
<p>Ey fakir milletlerin kan içen zalimleri,<br />
Bizde şeref, bizde şan, bizde vicdan konuşur.</p>
<p>Azmimiz, zalimlerin mahv-ü ihlâkindendir,<br />
Atinizde mutlaka ye&#8217;s ü hüsran konuşur.</p>
<p>Zillettir, meskenettir, şerefsizliktir sonu,<br />
Ne haddine ki hala kahpe düşman konuşur.</p>
<p>Ecdadımın hıncıdır, damarlarımda vuran;<br />
Kan istiyoruz biz kan, savaşta kan konuşur.</p>
<p>Kahhâr adıyla Hakk&#8217;ın kahr eyleriz haini,<br />
Derununda alçağın çünkü şeytan konuşur.</p>
<p>Bırakın recmedelim şu ırz düşmanlarını,<br />
Bağrımızda tutuşan nice volkan konuşur.</p>
<p style="text-align: left;"> <em>Süleyman Arif EMRE</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>(Süleyman Arif Emre, röportajımızın sonunda bir zamanlar meclis kürsüsünden okumuş olduğu şiiri bizlere de okudu.)</em></p>

<p class="sayac_bilgi">114 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/iman-konusur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serhat Akçay: Bir Hayır Toplumu Meydana Getirmek İstiyoruz</title>
		<link>http://www.fecir.org/serhat-akcay-bir-hayir-toplumu-meydana-getirmek-istiyoruz/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/serhat-akcay-bir-hayir-toplumu-meydana-getirmek-istiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 19:43:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demiryol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=559</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Serhat Akçay, kampusumbeyazit.com‘a verdiği bir röportajda önemli değerlendirmelerde bulundu. Anadolu Gençlik Derneği’nin Peygamber Efendimiz (sav)’in “Her kim bir hayra vesile olursa o hayrı işlemiş gibidir.” hadisinden yola çıkarak, toplumuzda bir çok hayra önderlik yapıp bir hayır toplumu meydana getirmek isteyen bir kuruluş olduğunu belirten Akçay, işsizlik probleminin yeni bir boyutu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter  wp-image-562" title="DSC_0091" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/DSC_0091.jpg" alt="" width="605" height="401" /></p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Serhat Akçay, <a href="http://www.kampusumbeyazit.com/" target="_blank">kampusumbeyazit.com</a>‘a verdiği bir röportajda önemli değerlendirmelerde bulundu. Anadolu Gençlik Derneği’nin Peygamber Efendimiz (sav)’in “Her kim bir hayra vesile olursa o hayrı işlemiş gibidir.” hadisinden yola çıkarak, toplumuzda bir çok hayra önderlik yapıp bir hayır toplumu meydana getirmek isteyen bir kuruluş olduğunu belirten Akçay, işsizlik probleminin yeni bir boyutu olarak “diplomalı işsizlik” olgusu hakkında da açıklamalarda bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte o röportajın tamamı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tolga Demiryol: Türkiye’de irili ufaklı yüzlerce vakıf ve dernek var. Ancak onlardan bir tanesi var ki, kolay kolay yeri doldurulamayacak bir dernek: Üniversitelerde de faaliyet yapan Anadolu Gençlik Derneği. Anadolu Gençlik Derneği hangi ihtiyaçtan doğmuştur biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Serhat Akçay: Anadolu Gençlik Derneği Peygamber Efendimiz (sav)’in “Her kim bir hayra vesile olursa o hayrı işlemiş gibidir.” hadisinden yola çıkarak, toplumumuzda bir çok hayra önderlik yapıp bir hayır toplumu meydana getirmek isteyen bir kuruluştur. Çalışmalarımızı özellikle gençlik üzerinde yapmaktayız. Nüfusu 30 yaşın altında  yaklaşık 30 milyon gence sahip Türkiye’mizin aziz milleti ve aziz evlatları üzerinde bir çalışma yapmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Teşkilatlanmanızdan ve faaliyetlerinizden biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: Anadolu Gençlik Derneği Ankara merkezli olmak üzere Türkiye’mizin bütün illerinde şubeleri bulunan, ilçelerde teşkilatları bulunan ve ilçelere bağlı bürolar ve mahalle teşkilatlarını oluşturan Türkiye’nin kılcal damarlarına kadar yayılan dünyanın en büyük gençlik organizasyonudur. Çalışma sahamız olarak gençleri hedeflemekteyiz. Ortaöğretim çalışmalarımızda ilköğretim ve ortaöğretim gençliği, üniversite çalışmalarımızda üniversite gençliği yer almaktadır. Bunun yanında hanım komisyonlarımız ve sanayide çalışan gençlerimize yardımcı olduğumuz çalışan gençlik teşkilatlarımız bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter  wp-image-580" title="13012012773" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/13012012773-1024x679.jpg" alt="" width="585" height="388" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Anadolu Gençlik Derneği “Önce ahlak ve maneviyat!” ilkesini şiar edinmiş bir dernek. Bu sözü biraz açabilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: “Önce ahlak ve maneviyat!” derken, gençlerin yapacakları işleri ne için, kimin yararına, kimin faydasına kullanacağını bilmesi lazım. Gazetelerimizin üçüncü sayfa haberlerinde çok sık şahit olduğumuz bir sürü kötü hadise vardır. Bir doktor kızımız profesör olan annesini öldürebilmekte, bir başka evladımız babasını öldürmektedir. Anne ve babasını öldüren üniversiteli gençlerin yetiştiği bir dönemde ahlak ve maneviyata dayalı bir eğitimin ne kadar elzem ve ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha görmekteyiz. Bizler için Allah ve Peygamberinden sonra en çok seveceğimiz, en çok sayacağımız kişiler anne ve babalarımızdır. Ondan sonra toplumumuz ve memleketimizin insanları olması gerekir. Bize bu duyguyu veren sadece ve sadece ahlaki ve manevi duygulardır. Dolayısıyla gençlerimizi ahlaki ve manevi açıdan donanımlı bir hale getirmeyi bütün insanların hem dünya hem ahiret saadeti için hedeflemek gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Mevcut eğitim ve ekonomi politikalarının bir sonucu olarak artık ülkemizde “diplomalı işsiz”lerden söz edilmektedir. Bu konudaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: Mevcut eğitim ve ekonomi politikalarındaki yanlışlıklar neticesinde ülkemizde bir sürü diplomalı işsizler ortaya çıkmıştır. Halbuki gençlerimiz daha ilkokuldan beri ilkokul öncesinde alacakları eğitimle kendi özel beceri ve yeteneklerine ilgi alanlarına göre yönlendirilmeli ve yapacakları meslekleri severek yapmaları gerekmektedir. Halbuki çevremizde bakıyoruz, 15-16 yılını 20 yıla yakın bir ömrünü okumaya vermiş ama neticede mezun olduğu okulun işlerini yapmak istemeyen bir sürü memnuniyetsiz gençlerimiz doğmaktadır. Dolayısıyla bizler ekonomi ve eğitim politikalarımızı belirlerken mutlak surette gençlerimizin hayatta severek yapabilecekleri faydalı işler yolunda politikalarımızı gözden geçirmemiz gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Anadolu Gençlik Derneği “Sevgi ve kardeşliğin teminatı” olma iddiasında ve “bütün insanlığın saadeti”ni ümit ederek çalışmalarını yürüten bir dernek. “Bütün insanlığın saadeti” sözü ile ne anlatmak istiyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: Peygamber Efendimiz (sav) “Bir insanın hidayetine vesile olmak onu kurtarmak dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.” diye bir hadis-i şerifinde bunu bize beyan etmiştir. İşte bu hadis-i şerif’i göz önüne alarak, bütün insanlığın hem dünya hem ahiret saadeti için çalıştığımızı ifade etmiştik. Bir insanın dünyada saadet içinde mutluluk içinde olması için gereken şartlar bellidir. Bu şartların mutlak surette yerine getirilmesi lazım. Bir gencin dünyada mutlu olabilmesi için iyi bir eğitim, iyi bir gelir düzeyi ve dünyada da bir barışın hakim olması lazım. Dünyada barışın hakim olabilmesi için insanların adalet içinde hükmetmeleri, adalet içinde insanların hak ve hukuklarını korumaları gerekir. Ama ne yazık ki gelin görün ki bugün Batıda bunun özellikle izlerini görüyoruz. Batıda sayıları 300 ya da 500’ü geçmeyen aileler dünyadaki diğer bütün insanlar üzerinde bir egemenlik kurmaya çalışıyorlar. İşte bizler yeni bir dünya kurarak bu dünyadaki adaletsizliğe son vermek istiyoruz. Bu yeni dünyanın kuruluşunda da kardeşlerimizin önce hakkı üstün tutarak hak için çalışmaları gerekmektedir. Gençlerimize ahiret mutluluğu için sadece ve sadece Allah’a kul olmalarını ifade etmek, onlara bunu öğretmek çok önemlidir. Allah’a kul olmayı kendine ilke edinen kişi yeryüzünde de Allah’tan başka kimseye boyun eğmez, adaletsiz, kanunsuz ve haksız bir çalışma yapmaz, kimsenin hakkını gasp etmez, kimsenin hakkını yemez, suistimallerden uzak bir yaşam sürerek ahiret mutluluğunu, ahiret saadetini de garanti altına almış olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.D: Bizi kırmayıp zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz, Allah razı olsun.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">S.A: Allah sizden de razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Röportaj: Tolga Demiryol</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi">48 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/serhat-akcay-bir-hayir-toplumu-meydana-getirmek-istiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mekteb-i Hukuk&#8217;tan Bir Garib&#8217;in Müdafaası</title>
		<link>http://www.fecir.org/mekteb-i-hukuktan-bir-garibin-mudafaasi/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/mekteb-i-hukuktan-bir-garibin-mudafaasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 21:10:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[mefhumlar]]></category>
		<category><![CDATA[müdafaa]]></category>
		<category><![CDATA[tesettür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=520</guid>
		<description><![CDATA[Durun! Size, ‘iki üç’ kelam etmeme müsaade edi­niz. Ey ‘yaşamın içinde gezen; nefes alıp; gözlerinle şu satırları okuyan ahi’! Ey İnsan’ın ‘erkek’ olanı! Ey ‘Kadın’ı Erkeğe ‘katılıp’ kadın olan; toplumun cevheri kar­deşim! Mekteb-i Hukuk’un bir garibi olarak ‘beyân’ edeceğim. Günümüz, bir ortaçağ olmaktadır. Cahiliye devrinin o ‘muazzam’(!) uygulamalarının renk değiştirip ‘önümüze sunulduğu’ bir zamandayız. Mefhumların, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-522" title="Kadın 2!" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/Kadın-2-300x203.jpg" alt="" width="180" height="122" />Durun!</p>
<p style="text-align: justify;">Size, ‘iki üç’ kelam etmeme müsaade edi­niz. Ey ‘yaşamın içinde gezen; nefes alıp; gözlerinle şu satırları okuyan ahi’! Ey İnsan’ın ‘erkek’ olanı! Ey ‘Kadın’ı Erkeğe ‘katılıp’ kadın olan; toplumun cevheri kar­deşim! Mekteb-i Hukuk’un bir garibi olarak ‘beyân’ edeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüz, bir ortaçağ olmaktadır. Cahiliye devrinin o ‘muazzam’(!) uygulamalarının renk değiştirip ‘önümüze sunulduğu’ bir zamandayız. Mefhumların, ıstılahların ‘darmadağın’ edilip; hevâsına göre konu­şan/yorumlar yapan/ ispat edemediği ‘terimlerini’ dermeyan eden ‘modern’ insanın ‘hünerlerinin’(!) üzerimizdeki bırak­tığı o ‘lanetten’ kurtulmak istiyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">Evet! Modernliğin, çağdaşlığın; yani ‘zamanın içindeki değer yargılarının’ bağımlısı olan ‘insana’; (Kella/Hayır!) bu gidişin/bu yolun; gidiş değil! Ortalığı darmadağın ediyorsun! Kendine Gel! Allah’a Yönel! Zamansız doğruların bağımlısı ol, İbrahim(a.s.) gibi ‘kaybolup gidenleri’ sevme’ deyû beyan ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın ‘insanı’ muazzam bir yaradılışta; halden hale geçirerek yarattığını/halk etti­ğini/mahlûkat yaptığını ‘ilim’ ile idrak ede­rek(1);</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yaşamın ‘manasını’ ve ‘hesabını’ yapan her ‘beşerin’; eninde sonunda Allah’a gi­dip-gitmeme ikileminde kalacağını ve Al­lah’ın yoluna girenlerin ‘kazanacağını’ ; O &#8216;çizgide&#8217; gitmeyen her yaşamın hüsrana düşüşün sebebi olduğunu bilenler ola­rak(2);</p>
<p style="text-align: justify;">İnsana ‘can-varoluş-mal-aile-kadın-çocuk-yaşam’ veren Allah’ın hayatın tüm alanında ‘hükümdar’ olduğunu ‘ilmen’-binlerce delille öğrenip; O ‘çizgide’ yaşamayı ‘huzur-mutluluk-sevgi-kurtuluş’ sebebi görenler olarak(3);</p>
<p style="text-align: justify;">Din denen ‘ilahi sistemin’; hayatımızın ‘her alanında’ ahkâm dermeyan ettiğini bilerek; Allah’ın Kitabını-Kur’an’ı ve Resulullah’ın ‘kanunları-sünnetleri-emirleri’ doğrultu­sunda bir ‘yaşam’ sürmenin ‘gerçek-hakiki’ kurtuluş olduğunu bilenler olarak;(4)</p>
<p style="text-align: justify;">İman’ın I) Allah’a II) Meleklerine III) Kitap­larına IV) Peygamberlerine V) O’na kavuşmaya VI) Öldükten sonra inanmaya/Ahrete iman etmek olduğunu bilenler olarak; (5)</p>
<p style="text-align: justify;">İslam’ın I) Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan/Ulûhiyet ve Rububiyet’te ‘birleyerek’; Allah’a ‘kulluk-abd’ etmek olduğunu; II) Farz olan namazı dosdoğru kılmak olduğunu III) Zekatı vermek olduğunu IV) O yaradılış tiyatrosu Hacc’ı yapmak olduğunu; V) Ramazan’da ‘orucu’ tutmak olduğunu ‘ilim’ ile; ‘delil’ ile idrak edenler olarak;(6)*</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm Dünyaya! Tüm Türkiye’ye! Tüm İstanbul’a haykırıyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">İlim, kesin ‘delil’ ile sabit olan bilgidir. Yaşamın manası da; eşyanın hakikati de; haberlerin sahihliği de; hareketlerin ‘doğruluğu’ da; hatta benliğinin ‘zamanı’ kayıt edişi de; ‘bu kesin delile’ bağlanmakta! Delil’e! Yani, ‘işaret’ olana! Sana ‘gerçeği’ gösterene! Ey ‘insanlık’; sizin ‘deliliniz’ nerede? Nereye gidiyorsunuz? Bu gidişiniz nereye?</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>A] İNSANIN MARUZ KALDIĞI ‘HARİCİ’ ETKENLER</strong><br />
Ey sevgili dostum! Ana rahminden çıkarak; o korunmuş, sarılmış; merhametli yerden ‘dışarıya’ çıkan insanoğlunun yine; kendisini kucaklayan(rahima) ‘toprağa’ gireceği ana kadar bin bir türlü ‘hareket’ sergilemektedir! İşte, tam da bu ‘soyutlamanın’ delalet ettiği gibi ‘bu hareketler’ bizim inceleme konumuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Dostum! Modern insana ‘dil’ uzatmadan edemem. Ne geldi ise başımıza, ‘ilahiden-o yüceler yücesi’ sistemden uzaklaşmaktan geldi. İlkokul’a kadar ve daha sonrasında ‘tertemiz bilinçlerimize’ enjekte edilen ‘bilgiler-bilinçaltına uygun mahfuz ideolojiler- yaşam tarzı’nın sunulduğu; (1)</p>
<p style="text-align: justify;">Ortaokul; Lise derken; aklımızı ‘karıştıran’; ellerimizden ‘ilahi’yi alan, yerine ‘sınırsız-hudutsuz philosophia’yı veren; modernleşme, karma eğitim, başörtüsü gibi ‘lafızların’ işaret ettiği çıkmazda ‘benlikleri’ garipleştiren bir sistemin var olduğu(2);</p>
<p style="text-align: justify;">Üniversitede ‘siyasi bir söylem söylemenin esiri olmaktan korkan; dinini, davasını savunmayı unutan flu bir gençliğin olduğu; (3)</p>
<p style="text-align: justify;">Sistemin ‘kitlediği’, ‘baş-örtüsü’ lafzının tüm tesettür kelamını ‘başa’ indirgemesinin olduğu; karma eğitimin feshedilmesi gerektiğini söylemenin ‘delilik’ addedildiği(4);</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ‘zaman’da yaşamaktayız!</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Sevgili Kardeşlerim! Kendimize ‘gelmemizin’ zamanı gelmedi mi? Tefekkür ederek; fikrimizi ‘ilime’ bağlamanın; ilim kaynağı olarak Allah ve Resulullah’ı seçmenin zamanı gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ellerinizden [Elif Şafak’ı, Cinayet Romanlarını, Popüler Romanları, Bestseller Amerikan Kitaplarını, Popüler Tasavvuf kitaplarını] atıp; o ‘muazzam’ ellerinize sadece ve sadece Kur-an’ı ve Sünneti ve bu kaynakları ‘ehl-i din’ metodu ile anlatan kitapları almanızın vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Kulaklarınızdan, pop şarkıcılarını-Keremcem’i-Serdar Ortaç’ı-rock soslu ilahi yapan grupları- Daha nice ‘çalgı aletleri ile müzik yapanları’ silip atıp; o güzel kulaklarınızla Kabe İmamlarından duyduğunuz ‘ayetlerin’ o muazzam ezgisine-manasına dalıp gözlerinizin her gün yaşlanmasının vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Başörtülü(!) Bacım! Suratındaki makyajı silip, o dar pantolonunu ‘bol eteğe’ çevirip; ilgi çekmeyecek sadelikte giyinip; erkeklerle ‘zorunluluk’ dışı tek laf etmeyi günah görmenin vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Karma eğitimin içinde, ‘kadın-erkek’ bir arada; sohbetler ede ede ‘sosyalleşmiş’ Müslüman bacım!</p>
<p style="text-align: justify;">Senin oradan uzaklaşıp; huzura, mutluluğa, Rabbine en yakın olduğun ‘yere’ hicret etmenin vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ALLAH’A VE PEYGAMBER’E İTAAT EDEN BİR BEDEVİ</strong> gibi olmanın vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Tesettür lafzının delalet ettiği ‘setr’ kavramının ‘örtünmek’-gizlenmek olduğunu bilen, Hicap mefhumunun, (hacebe) perdelemek, gizlemek olduğunu bilerek KADININ TESETTÜRLÜ VE HİCAPLI olması gerektiğini ‘şu satırlarla’ öğrenen kardeşim! Ne bekliyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Namaz’ında huşu duyamayan, ayetleri ezberlemeyen; hadislere göre yaşamayan ‘kitleler’!</p>
<p style="text-align: justify;"> Ey ‘Modernizmin’ içinde ifrat ile tefrit arasında dolanan Müslüman Kardeşlerim! Ey kendisini adamaya ‘çalışan’, o ‘yolda’ olan ‘masumane, dürüst-garip’ kardeşlerim!</p>
<p style="text-align: justify;">Uzatın yüreklerinizi…</p>
<p style="text-align: justify;">Bırakalım zamanı israf etmeyi, bırakalım ‘Kuransız geçen vakitleri’; Kalkalım Allah anılmayan meclislerden! Gidelim ‘huzurun içine’! Gidelim Peygamberin yoluna… Namazı kılan, Kuran ve Sünnet yolunda; Sahabe yolunda; Hz.Ömer, Ebubekir yolunda olmaya çalışalım! Erkeklerden uzak dursun kadınlar, tesettürün manasını anlasın ‘başörtülü’ kadınlar!</p>
<p style="text-align: justify;">Kella, diyelim ‘kalabalıklara’! Kella! Ne zaman ‘olanı’ bırakıp da ‘olması gereken’i haykıracağız!</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman ‘beş vakit secdede daim’ olacağız?<br />
Ne zaman tefekkür edeceğiz hayatı? Ne zaman ‘yanlışın’ içinde huzura-doğruya HİCRET EDECEĞİZ? NE ZAMAN?</p>
<p style="text-align: justify;">O ‘zamanı’, ‘şimdi’ yapmak temennisi ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Es selamu aleykum! Allah’ın selamı üzerimize/üzerinize olsun! Peygambere salât ve selam olsun! Kuran ve Sünnet ‘rehberiniz&#8211;size gerçeği gösteren deliliniz’ olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Mekteb-i Hukuk’tan bir garip!</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">[*Sahih-i Müslim; İman Bölümü; 7! Sahih-i Buhari, İman,37!]</p>
</blockquote>

<p class="sayac_bilgi">28 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/mekteb-i-hukuktan-bir-garibin-mudafaasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Thomas Kurban Kesiyor</title>
		<link>http://www.fecir.org/thomas-kurban-kesiyor/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/thomas-kurban-kesiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 20:57:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mücahit Taş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlık ve yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[noel]]></category>
		<category><![CDATA[thomas]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Bir yıl boyunca yapılan iyi kötü her şeyin bir kenara konularak, Hıristiyanların Noel bayramının helal ve haram ayrımı yapılmadan, uzun yıllardan beri Türkiye ve birçok İslam ülkesinde kutlanıyor olması oldukça acı verici bir durumdur. Yazımızın başlığında ifade ettiğimiz gibi Kurban Bayramı’nda Türkiye’de yaşayan ve Hıristiyan olan Thomas’ın kurban kestiğini görseniz ne dersiniz? “Sadece Müslümanlar Kurban [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-468" title="6a00d8341c03bb53ef01539023e727970b-500wi" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/6a00d8341c03bb53ef01539023e727970b-500wi-300x203.jpg" alt="" width="180" height="122" />Bir yıl boyunca yapılan iyi kötü her şeyin bir kenara konularak, Hıristiyanların Noel bayramının helal ve haram ayrımı yapılmadan, uzun yıllardan beri Türkiye ve birçok İslam ülkesinde kutlanıyor olması oldukça acı verici bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazımızın başlığında ifade ettiğimiz gibi Kurban Bayramı’nda Türkiye’de yaşayan ve Hıristiyan olan Thomas’ın kurban kestiğini görseniz ne dersiniz? “Sadece Müslümanlar Kurban Bayramı’nda kurban keser” mi; yoksa “Thomas Müslüman mı olmuş?” dersiniz? Peki, Avrupa da herhangi bir ülkede yaşayan Müslüman Mehmet’in, Noel de Hindi kestiğini görseniz ne dersiniz? “Bu Mehmet Hıristiyan (gavur mu) olmuş?” der misiniz? Noel Bayramı’nda hindi kesmek ve kutlama yapmak Hıristiyanlık alameti değil midir? Acaba Fatih Sultan Mehmet Han fethettiği İstanbul’da Noel’in havai fişeklerle, çalgılı türkülü programlarla, hindi kesilerek, Noel çamları kurularak kutlandığını görseydi ne derdi? Muhtemelen ilk  tepkisi “Canımızı ortaya koyarak fethi için uğraştığımız İstanbul’a ne olmuş? Kâfir mi olmuş, işgale mi uğramış?” diye sormak olurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Hıristiyan Batı kültürünün bir getirisi olan miladi takvime göre her yılın başında kutlanan Noel bayramı, İslam kültürü ile hiç bağdaşmayan; adetlerimizle, gelenek-göreneklerimizle uyuşmayan bir kutlamadır. İçkinin, zinanın, kumarın zirve yaptığı, edepsizlik ve hayasızlığın ayyuka çıktığı bu kutlamalar içinde yapılan hiçbir şeyin ne Hıristiyanlıkla ne de Müslümanlıkla uzaktan yakından bir alakası vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. İsa’nın doğum günü esas alınarak yapılan Noel Bayramı’ndaki kutlamalar Hıristiyanlık öncesinde de yapılıyordu. On bin yıllık bir geleneğe sahip olan yılbaşı geleneği Eski Mısırlılardan Perslilere kadar Pagan kültürünün hâkimiyette olduğu yerlerde kış dönümü festivalleri olarak kutlanıyordu. Daha sonra Hıristiyan olan Yunanlılar ve Romalılar bu geleneği Hz. İsa’nın doğumunu esas alarak devam ettirmişlerdir. Fakat Hz. Mesih’in (a.s) kışın doğduğunu iddia eden Hıristiyanları, Kuran-ı Azimüşşan  yalanlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Dr. Yusuf el-Karadâvî “Hıristiyanlar Hz. İsa’nın doğum tarihi konusunda ihtilaf etmiştir. Bir grup 25 Aralık’ta diğer bir grup ise 7 Ocak’ta doğduğunu ileri sürer. Hâlbuki bu kabullerin ikisi de yanlıştır. Çünkü Hz. İsa (a.s) kışın doğmadı. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de doğum sancıları çekmekte olan Hz. Meryem’e der ki: <em>&#8220;Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün&#8221;</em> (Meryem 25). Kışın taze olgun hurma olur mu?”  demektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere onların bu iddiaları tamamen mesnetsizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yılbaşı İslam toplumu için miladi yılın başı olmaktan başka hiçbir anlam ifade etmez.  müslümanlar hicri takvime göre yaşar ve hicri yılbaşını da haram olan içki, zina ve edepsizlik ile geçirmez. Müslüman birey; oruç, namaz ve Kuran-ı Kerim tilavetleri ile hicri yılbaşını kutlar ve bir yıl boyunca yaptığı bütün günahları, hataları, nefsi ile muhasebesini yaparak “Nasıl daha iyi bir müslüman  olabilirim?” derdi içerisine girer. Fakat tamamen batıl hükümlerin geçtiği bu Noel bayramlarında, alkol ve fuhşiyat gibi haramların yanında pembe hayalleriyle milli piyango gişelerinde sıraya giren halkımız, kumar gibi birçok harama da teşvik edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Noel kutlamak Hıristiyan batı toplumuna benzeme çabası değil midir? Yılbaşını basit bir gece gibi görüp, bu kutlamalar esnasında bir gecelik yapılan içki, zina ve her türlü edepsizliği mubah görenler zarardadır. Başka toplumların dini bayramlarını, dini günlerini kutlama eğilimi içerisine girip onlara benzemeye çalışmak abesle iştigaldir. Peygamber Efendimiz (sav)’in buyurduğu üzere <em>“Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">-<em>Selam ve dua ile-</em></p>
<p style="text-align: justify;">

<p class="sayac_bilgi">24 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/thomas-kurban-kesiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pagan Toplumlardan Küreselleşen Dünya&#8217;ya Bir Armağan: Noel</title>
		<link>http://www.fecir.org/pagan-toplumlardan-kuresellesen-dunyaya-bir-armagan-noel/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/pagan-toplumlardan-kuresellesen-dunyaya-bir-armagan-noel/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 20:52:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[noel tarihçe]]></category>
		<category><![CDATA[pagan]]></category>
		<category><![CDATA[toplumlar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[”Noel sözcüğünün kökeni Latince Natalis (doğum) kelimesidir.”1 Natalis kelimesi Fransızca&#8217;ya geçişinde Noël kelimesi olmuş ve Türkçe&#8217;ye Fransızca&#8217;dan geçmiştir.  Noel kelimesinin kökeni ile ilgili çeşitli açıklamalar dile getirilmiştir. Bir diğer iddiaya göre Noel kelimesi, Galya dilinde (Keltçe) yeni anlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuştur ve “yeni güneş” anlamına gelmektedir. &#8221;Günümüzde başta İngilizce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-494" title="wallpaper-733854" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/wallpaper-733854-285x300.jpg" alt="" width="185" height="194" />”Noel sözcüğünün kökeni Latince Natalis (doğum) kelimesidir.”<sup>1</sup> Natalis kelimesi Fransızca&#8217;ya geçişinde Noël kelimesi olmuş ve Türkçe&#8217;ye Fransızca&#8217;dan geçmiştir.  Noel kelimesinin kökeni ile ilgili çeşitli açıklamalar dile getirilmiştir. Bir diğer iddiaya göre Noel kelimesi, Galya dilinde (Keltçe) yeni anlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuştur ve “yeni güneş” anlamına gelmektedir. &#8221;Günümüzde başta İngilizce konuşan coğrafya olmak üzere bazı batılı ülkelerde Noel anlamında kullanılan Christmas ve benzeri diğer kelimeler ise Yunanca Khristos (Mesih) ve Latince miss (yollanmış, gönderilmiş) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. &#8220;Yollanmış, gönderilmiş&#8221; kelimelerinin, Hz. İsa&#8217;nın Son Akşam Yemeği&#8217;ndeki son sözlerini sembolize ediyor olabileceği düşünülmektedir.&#8221;<sup>2</sup> <strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Noel, Hristiyanlık&#8217;ta Hz. İsa&#8217;nın doğum günü olarak kutlanır. Hristiyan kaynaklarında Hz. İsa’nın doğum gününe ilişkin farklı tarihler yer almaktadır. Hz. İsa’nın doğum tarihinin yıl olarak milattan önce dört ile altı yıl evvel olduğu, doğum günü olarak da Batı’da bulunan kiliseler 25 Aralık gününü doğum tarihi olarak kabul edip kutlarlarken, Doğu kiliseleri ise bu tarihi 6 Ocak olarak kabul etmektedir. Bu noktada Hristiyan dünyasında Hz. İsa&#8217;nın doğumuna dair bir birliğin olmadığını görmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. İsa’nın doğum tarihindeki bu ihtilafların sebebi ise Meydan Larousse ‘Noel’ maddesinde şu şekilde açıklanmaktadır: Milattan önce güneşe tapan putperestler, tanrı saydıkları Güneş’in her gün biraz daha erken kendilerini terk etmesine üzülürlerdi. 25 Aralık’ta günler tekrar uzamaya başlayınca, Güneşin kendileri ile kalmaya razı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı. Bu kutlamalar sırasında dans ederler, içki içerler ve ışıklandırma yaparlardı. O günde hindi kesme, domuz başı, kaz kızartması yemeyi ve birbirlerine çeşitli hediyeler vermeyi gelenek haline getirmişlerdi. Ayrıca Güneşe tapan ve kurtarıcı tanrılarının kış başlangıcında doğduğuna inanan diğer putperest milletler de vardı. Bunlar da Julian takvimine göre kış başlangıcı olarak kabul edilen 25 Aralık’ta özel kutlama törenleri yaparlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni Rehber Ansiklopedisi’nde ise konuyla ilgili olarak şunlar anlatılır: O dönemde Hz. İsa’nın doğum günü kesin olarak bilinmediği için ilk Hıristiyanların Hz. İsa’nın doğumu için kutladıkları özel bir gün yoktu. Bu sırada Roma İmparatorluğunun her yerinde Güneşe ve putlara tapılıyordu. Roma İmparatoru Büyük Konstantin, putperest iken miladın 313 senesinde Hıristiyanlığı kabul etti. Putperestlikten birçok şeyleri (pazar gününün Pagan kültüründe kutsal gün olarak sayılması gibi) de Hıristiyanlığa soktu. Güneş tanrısının doğum günü kabul edilen 25 Aralık’ı yılbaşı kabul etti. Hz. İsa’nın kurtarıcı tanrı olduğuna inanan Hıristiyanlar da, Hz. İsa’nın 25 Aralık’ta doğduğunu kabul ettiler. Noel bayramı İmparator Büyük Konstantin&#8217;in saltanatının sonundan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Bu, İznik&#8217;te yapılan Birinci Konsül (325) tarihi ile örtüşmektedir. M.S. 354 yılında Papa Liberius, 24 Aralık&#8217;ı 25 Aralık&#8217;a bağlayan geceyi İsa&#8217;nın doğum günü yıldönümü olarak ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yılbaşının ise Hristiyanlar açısından dini bakımdan hiçbir öneminin bulunmadığını görmekteyiz. Katolik dünyası 25 Aralık&#8217;ta kiliselerde ayin yaparken Doğu Kiliseleri sadece 6 Ocak&#8217;ta ayin yapmaktadırlar. Yılbaşında ise sadece eğlence içerikli geleneklerin yerine getirildiğini görmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebeple tarihi kaynaklar bizlere bugün tüm dünyaya çeşitli araçlarla pazarlanmaya çalışılan Hristiyan geleneklerinin eski Pagan geleneklerinden ne kadar bağımsız kalabildiğini göstermektedir. Bu noktada biz müslümanlara düşen bu bilgileri göz ardı etmemektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde ve yakın zamanda diğer müslüman topluluklarda yılbaşı ve Noel adetlerinin basın ve medya aracılığıyla var olduğunu görmekteyiz. Özellikle elit çevrelerin yılbaşı eğlenceleri basında geniş yer tutmaktadır. Bazı muhafazakar çevrelerin ise bu uygulamalara 31 Aralık günü iştirak ederek Noel’i bir bayram olarak değil de bir eğlence günü olarak kutladıklarını görmekteyiz. Fakat bu noktada şu soru akla gelmektedir: Bir Hristiyan geleneğinin bir hafta süren etkinliklerine sadece bir gün iştirak ederek savunmaya çekilmek hangi İslami akılla izah edilebilir? Kaldı ki Efendimiz (s.a.v.): “Kim bir kavme benzerse, o onlardandır” (Ebû Davud, H. no: 4031 ) buyurduğu halde biz İslam dünyası hala neyin savunmasını yapmaktayız? Ayrıca açık açık Yahudi ve Hristiyanlara benzemeyiniz rivayetinde bir çok sahih hadisin bulunduğunu bildiğimiz halde daha neyin açıklamasını yapmaktayız?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanında her manada küreselleşmekte olan dünya sisteminde Noel&#8217;in ticari kaygılarla insanlığa pazarlandığını da göz ardı etmemek gerekmektedir. Günümüz küresel sistemi kapitalizm, mümkün olduğunca büyük bir tüketim ve israf toplumu ortaya çıkarmaktadır. &#8221;Dünya üzerinde bir yılda tüm insanlığın ihtiyacından 2 kat fazla ürün elde edildiği halde bugün içinde bulunduğumuz açlık ve sefaleti&#8221; ne ile açıklayabiliriz?  Elbette insanoğlunun bitmek bilmeyen oburluğuyla, açgözlülüğüyle ve yaratıldığından beri peşini bırakmayan kibriyle. Bu noktada kapitalizmin bu sefalette aslan payını kaptığını rahatlıkla dile getirebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna binaen bazı Hristiyan çevreler de Noel&#8217;in dini öneminden çok, ticari bir hal almasından yakınmaktadırlar. Misâlen; 1930’lu yıllarda dönemin ABD başkanı Franklin D. Roosevelt’in Noel alışveriş mevsimini uzatmak, satışları arttırmak ve büyük bunalım sırasında duraklayan ekonomiyi canlandırmak için Şükran Günü&#8217;nün tarihini değiştirdi. Bu hareketi protesto etmek maksadıyla Hristıyanlığın dini liderleri 1931’de New York&#8217;ta toplanarak, gittikçe artan Noel’in ticarileşmesiyle ilgili tehlikelere dikkat çeken Noel vaazları verdiler. Gördüğümüz üzere bu vahşi kapitalizm gerektiğinde içinden çıktığı toplumun dini hassasiyetleriyle de rahatlıkla oynayabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada biz insanlığa özellikle de kendini müslüman olarak ifade eden topluluklara düşen şey: İnsanoğlunun fıtratına dönmesine vesile olmaktır. Yani iyiye, güzele, faydalıya, erdemli olmaya insanoğlunu teşvik etmektir. Elbette eğlenmek insanın hakkıdır burada önemli olan &#8221; eğlencenizin fıtratınıza uygun olması ve en önemlisi de sizi batıni duygulara itmemesidir&#8221;. İnsanoğlu ne zaman önce &#8221;ben&#8221; dedi ve o gün kaybetti ve kaybetmeye de devam ediyor.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">1-Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003, &#8220;Noel&#8221; maddesi.</p>
<p style="text-align: justify;">2-Oxford İngilizce Sözlük: Christmas, Christ, Mass.</p>
</blockquote>

<p class="sayac_bilgi">21 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/pagan-toplumlardan-kuresellesen-dunyaya-bir-armagan-noel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Yılda Medyanın Ahlak Sınavı</title>
		<link>http://www.fecir.org/yeni-yilda-medyanin-ahlak-sinavi/</link>
		<comments>http://www.fecir.org/yeni-yilda-medyanin-ahlak-sinavi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 20:44:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Toklucuoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sınavı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fecir.org/?p=466</guid>
		<description><![CDATA[Ahlak, vahiyle gelen, vahiyle irtibatlı olarak öğrendiğimiz bir kavram. Yani bizzat yaratılış ile ilişkili. Zaten kelimenin kökenine baktığımızda da kelimenin bizatihi kendisinin yaratılış ile kuvvetli bir bağı var. Hâlketmek. Yani o zaman diyebiliriz ki ahlak bizde Rabbimizin, üzerimizde bulunmasını istediği vasıf ve niteliklerden birisidir. Peki ahlak deyince kimin ahlakına, sünnetine uymak durumundayız? Mümin ve Müslümanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-495" title="medya-dehalari" src="http://www.fecir.org/wp-content/uploads/medya-dehalari-300x278.jpg" alt="" width="168" height="156" />Ahlak, vahiyle gelen, vahiyle irtibatlı olarak öğrendiğimiz bir kavram. Yani bizzat yaratılış ile ilişkili. Zaten kelimenin kökenine baktığımızda da kelimenin bizatihi kendisinin yaratılış ile kuvvetli bir bağı var. Hâlketmek. Yani o zaman diyebiliriz ki ahlak bizde Rabbimizin, üzerimizde bulunmasını istediği vasıf ve niteliklerden birisidir. Peki ahlak deyince kimin ahlakına, sünnetine uymak durumundayız? Mümin ve Müslümanlar olarak, üstün ahlak sahibi Resulullah efendimize.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir karşılaştırma olarak ele almak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama, seküler zihin her şeyde olduğu gibi ahlaki konularda da (ahlak derken aslında, örf, adet ve yaşam biçimini kastediyoruz.) vahyi dikkate almayarak, zorlama bir şekilde etik kavramını türetti. Etik yeni değil ancak eskimeyen, insani ve evrensel olduğu iddia edilen ve ahlak yerine konumlandırılmış bir kavram, naiv hayat disiplini.</p>
<p style="text-align: justify;">İletişim disiplininde de her hangi bir konu tartışılırken etik değerler söz konusu edilir. İslami camianın medyasında bile sıklıkla “Ama bu etik değil” sözünü duyabilirsiniz. Çünkü hakim paradigma sekülerdir ve zihni bu şekilde çalışır. Yani kendi ahlakını lâ dini bir şekilde kendisi üretir. Mesela rüşvet söz konusu olduğunda, bu etik değil ve suçtur denilir fakat bununla birlikte, rüşvetin mahşer günü sol yanımızdan verilecek defterde yazılı olacağından bahsedilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki medyamız? Yeni yıla girerken ülkemiz medyası? Zaten bir önceki paragrafta medyamızın içinde bulunduğu ahvali bir şekilde anlatmış olduk. Reyting olaylarında geçenlerde şahit olduğunuz, ahlaksız değil fakat ahlaki olmayan, milletin kültürel temellerini dinamitleyen dizi ve programlarda nasıl bir sahtekarlık yapıldığını da gördük. Sözde bu reyting kurumları son derece etik değerler üzerine bina edilmiş bir medya ölçümleme kurumudur aslında.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni yılda yine maalesef arka sayfa güzellerini daha sıklıkla göreceğiz. Medyada (siz izlemeyin o programları yine de) boy boy  mankenler ve gazino programları göreceğiz. Azgınlık ve fuhşiyat yaygınlaşacak yine. Bunun önüne geçecek devletlû irademizin ise bunların önüne geçmek gibi bir niyeti, tabiri caizse o taraklarda hiç bezi yok maalesef. Aksine şans oyunlarını vs. desteklemektedirler zât-ı şahaneleri.</p>
<p style="text-align: justify;">Rabbim sen Muhammed (s.a.v) ümmetine yardım et, hidayet ver. Medyanın  aşırılıklarından-azgınlıklarından koru. Feraset ver, gözlerimizi ve gönüllerimizi muhafaza eyle. Amin</p>
<p style="text-align: justify;">

<p class="sayac_bilgi">15 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fecir.org/yeni-yilda-medyanin-ahlak-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

